Wed11222017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Makaleler Makaleler Cumhuriyet Gazetesi Spor Eki Yazıları 21. Yüzyılda Türkiye'de Spor ve Spor Medyası

21. Yüzyılda Türkiye'de Spor ve Spor Medyası

Kadim düşünce sistemlerinde insanın bu sınav dünyasında yaptığı yalnız yolculukta, sadece kendisine karşı değil, bütün dünyaya, insanlara, evrene karşı da sorumlu olduğu, sorumluluk taşıması gerektiğinden bahsedilir. Yakın zaman filozoflarından, Sartre, Proust ve Levinas da benzer kurgularla, varoluşu itibarıyla tekil olan ama özünde taşıdığı sevgi ve bilgelikle herşeye karşı evrensel bir sorumluluk taşıyan – (taşıması gereken) bir varlık olarak yeniden tanımlar insanı. Çünkü Aristo’nun dediği gibi, dünya birbirinden kopuk bireylerin bir toplamı değildir; tüm bireyler bir şekilde birbirleriyle bağlantılıdır.

 

Buna göre, yaşama güçlü bir bireysellikle başlamak, önce varoluşunun bencil – bireysel yönlendirmesiyle kişisel gelişimini en üst safhaya taşımak için hırslı ve tutkulu bir çabaya girmek, eleştirilebilir gibi görünmekle birlikte bence doğrudur. İnsan yavaş yavaş kendi bilincini tanırken, olgunlaşırken sistem içerisindeki yerini keşfederek varlığının ancak diğer varlıklarla tanımlanabilir olduğunu fark eder ve asıl olunması gerekenin, işte bu düşünce sistemlerinin bahsettiği, “varolan herşeye karşı sorumluluk taşıyan insan” olduğunu idrak eder.

Bu yaklaşımdan yola çıkarak; “Sporcu olmanın temel özelliği, kendini tanımak, kendini yönetmek ve kendini aşmaktır.” sözüyle sporculuğu tanımlayan Carl Diem’e göre, iyi bir sporcunun, kendi fiziksel ve ruhsal sınırlarını çok iyi tanıyan ve bu sınırları doğru bir amaç yolunda geliştirme niyet ve kararlılığında olan güçlü bir kişilik olduğunu çıkarabiliriz.

Ancak sıradan insandan bütün bedensel ve ruhsal üstünlüğüne rağmen bu güçlü kişilik dahi, çağımızın en önemli sosyal hastalıklarından biri olan yabancılaşma olgusundan fazlasıyla nasibini almaktadır. 21. yüzyıl insanı, doğanın içinden gelen ve özü itibarıyla doğaya ait olan atalarından çok farklı bir yaşama ortamında varlığını sürdürmek zorunda kalmaktadır. Genetik yapısı itibariyle aslında ait olmadığı ancak muazzam uyum yeteneğiyle adapte olmaya çalıştığı beton ve çelikten örme bir çevre, aslında hepsi hayatını kolaylaştırmak için bulunmakla birlikte, son yüzyılda gösterdiği olağanüstü değişim ve gelişim hızıyla, insanın uyum yapabilme hızının üstüne çıkarak, insanı kendisine bile yabancılaştıran yüksek teknoloji destekli elektronik kuşatılmışlık ve bunların yarattığı öngörülemeyen ve önalınamayan yeni ve büyük tehditler, korkular, insanı güvensiz, doğal ve sosyal çevresine yabancı – uyumsuz hale getirmiştir.

Bu uyumsuzluk sonucunda insanlar, ait oldukları topluma ve çevrelerine karşı ilgisiz hatta bazen en kolay yolu seçerek, kendisi gibi kayıp ruhlarla birlikte alt kimlikler oluşturarak, aşırı güvensizliklerinden dolayı, kendi alt kimlikleri dışındakilere karşı düşmanca bir tutum içine bile girebilmektedirler. Bireyin mutsuzluğu ve uyumsuzluğu ile başlayan bu süreç, önlem alınmadığı taktirde bir üst aşamada, asıl kimliği reddeden alt kimliklerin oluşturulmasıyla toplumsal dengeleri tehdit eder bir hal bile alabilmektedir.

Bugünün dünyasını reddetmek mümkün değildir, şehirleşmeyi, teknolojiyi, bilimi, sanayiyi, makineleşmeyi geriye çevirmek veya yavaşlatmak da mümkün değildir. Bu sürat çağında yaşanan bütün ilerlemelerin bir de kendi hızı ve ölçeğinde yarattığı yeni tehditler ve problemler de kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılması gereken bireyler arasındaki uyum hızına bağlı bu problemlerin toplumsal düzene en az zarar vermesini sağlayabilecek bir iç denge ve savunma mekanizması oluşturmaktır. Bunun akıla ve sağduyuya en uygun yolu, uyumsuzları görmezden gelmek, yaşam alanlarını ayırmak veya baskı altında tutmak değil, birleştirici ve kucaklayıcı davranarak paylaşım eşitsizliğini en aza indirmeye gayret etmektir. Ancak herşeye rağmen kaçınılmaz olarak karşımıza çıkacak alkolizm, uyuşturucu madde kullanımı, çeşitli psikolojik ve sosyo-psikolojik rahatsızlıklar, şiddet eğilimi, suç işleme gibi toplumsal dengeleri bozacak davranışları minimize etme yolunda gerekli her türlü çağdaş ve etkin önlemi almak gereklidir.

Burada karşımıza etkin bir alternatif olarak yine spor çıkmaktadır. Çünkü spor, doğru öğretildiği ve uygulandığı taktirde kendi bedenini ve aklını seven, kendisine saygı duyan ve bunun sonucunda başkalarına da saygı duyma becerisini geliştirebilen, sorumluluk duygusuna sahip sosyal bireyler yetiştirir. İnsanın kendisi ile arasındaki dengesini koruduğu gibi, içinde bulunduğu toplumuyla da barışık olmasına yardımcı olur. Tanımlanmış onlarca sporun bir kısmı bu duyguları yaratma konusunda eşsiz bir iç dinamizme sahipken, bir ksımı da yapıları itibariyle bu yaklaşımdan uzak düşmektedir. Bu yaklaşımla sporu ve sporcuyu değerlendirirken, doğada gerçekleştirildikleri için doğa sporları olarak adlandırılan grubu, kanımca özel bir ilgiyle ele almak doğru olacaktır.

Oyun alanı doğanın huzurlu, dingin ve kişisellikten uzak ama sadece zamanlamayla alakalı son derece yırtıcı ve tehlikeli olabilecek ortamında gerçekleştirilen doğa sporları, koşulları gereği bedensel gelişimden belki de daha fazla ruhsal büyümeyi getirir. İlgisi zor fark edilir gibi görünmekle birlikte, insan – toplum bütünleşmesini, birey olmak, insan olmak, sosyal paydaşlık, sosyal sorumluluk ve toplumsal aidiyet kavramlarını sporcunun zihninde felsefi olarak şekillendirme ortamı ve imkanı yaratması açısından çok ilginç bir değişim gücüne sahiptir.

Yukarıda saydığım sorunlar sadece 21. yüzyıl Türkiye’sine özgü sorunlar elbetteki değildir. Ancak bütün bu sorunların günümüz Türkiye’sinde çözülememesi, hatta giderek toplumsal düzeni daha da tehdit eder hal almasındaki en büyük sorumlu kişisel kanaatim olarak ahlaksız, kuralsız ve etkin bir hukuki yaptırım gücüne sahip yargıdan neredeyse tamamen bağımsız hareket eden ve artık insanlara haber verme ile insanları kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirme arasındaki seçimini yapmış bulunan, kesin çizgilerle taraflara bölünmüş medyamızdır.

Kendisini spor medyası olarak tanımlayan bu kısır medyanın gerçekte tek yaptığı, muazzam paraların döndüğü ve sadece küçücük bir azınlığın gerçek anlamıyla sporcu kimliği ile bulunduğu ama dışarıdan bakıldığında toplumun büyük bir kesiminin hayatında sporun önemli bir yeri olduğunun zannedildiği bu ortamı sürdürmektir. Üstlendiği işlev ise insanları gruplara ayırarak ve öylece tutmayı başararak, bütünlüğü bozmak ve toplumdaki üretime ve yaratıcılığa dönük olması gereken rekabet ve paylaşım ilişkisini, güncel konulara katılım ve kendi geleceği için yönlendirme taleplerini, taraftarlık anlayışı ruhsal boşalımı ile tatmin ederek ve bu kısır süreci insanlara rol model olarak sunarak, bu tutumuyla toplumun ortak kimliğini, çağın değişimlerine ayak uydurmayı ve 21. yüzyılın imkanlarını keşfetmeyi tam olarak durduramasa da, önemli ölçüde yavaşlatmak olan bir olgudur. Yabancılaşmanın çözümlerinden biri olabilecek spor, ne yazık ki Türkiye’de de önemli ölçüde yabancılaştırılmış spor olarak kullanılmaktadır. Öyle ki, spor neredeyse artık insanın beden ve ruh sağlığını geliştiren, sağlıklı yaşam için yapılan bir etkinlik olmaktan uzaklaşmış ve onu oyalamak ve vaktini geçirtmek için bilinçli olarak kullanılan ve yapay kurgularla yönlendirilen bir araç haline getirilmiştir. Bu söylediklerim özü aynı kalmak kaydıyla magazin ve televole kültürü – kültürsüzlüğü için de geçerlidir.

Kısacası Türkiye’deki spor anlayışı, süregiden kısır sistemi, dolayısıyla kendi statükosunu tehdit edebilecek herşeye karşı gardını sürekli yukarıda tutarak, kendisini savunmaya ve gerektiğinde saldırıya hazır halde beklemektedir. Bu iş yapma anlayışına ne yazık ki Türkiye’nin bir takım spor federasyonları da dahildir. Bu cümleye ilk tepki verecek olanlar bu anlayışta olanlardır. Hiçbir şey için çok geç değildir, ancak etkin ve kararlı mücadele gerekmektedir. Türkiye uzun zamandır, süregiden statükocu anlayışla mücadele etmekte ve köklü bir değişimi talep etmektedir. Bu süreç aydınlanmacılar ve çağdaş yorumcular lehinde gelişmeye artık başlamıştır ve durdurulamaz. Er yada geç Türkiye kendisini bağlayan, kandıran, kullanan, değişimi yavaşlatan statükocu zihniyetin ve onun kurumsal temsilcilerinin üstesinden gelecektir. Bu yeniden inşa sürecinde birer tuğlayı da, kişisel çabaları ile dünya çapında başarılara imza atan sporcularımız koymaktadır.

www.nasuhmahruki.com 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir