Sat09232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Makaleler Makaleler Hürriyet Gazetesi Pazar Eki Yazıları www.hizligazeteci.com - Nazım Hikmet Şarkıları

www.hizligazeteci.com - Nazım Hikmet Şarkıları

www.hizligazeteci.com


Necdet Şen ismi eminim çoğunuza tanıdık gelecektir. 20 yıl önce Cumhuriyet, sonra da Hürriyet gazetesinde yayımlanan asık suratlı, bezgin, hayatı sorgulayan, duygulu ve duyarlı, sorumluluk sahibi “Hızlı Gazeteci”nin, çizdiği karaktere benzeyen, belirli bir misyonu olmadığını, sadece hissettiklerini yansıttığını söyleyen, maskesiz, programsız, kendine özgü filozof tavırlı ve biraz da küskün çizeri.

Necdet Şen’le dostluğumuz yıllar öncesine gidiyor. Her iki gazetede ve basılan kitaplarında Hızlı Gazeteci’yi aksatmadan takip edenlerden biriyken, Hürriyet binasında bir akşamüstü tesadüfen tanıştığımızda, yıllar sonra bir gün, Asya yollarında benzer ruh haliyle oradan oraya savrulup duracağımız aklımızın ucundan bile geçmemişti. Üretkenliğini gerçekten takdir ettiğim kişilerden biri olan Necdet Şen’in, son 4 yılında yaşadığı değişimleri kısmen de olsa takip edebilme şansına sahip oldum. Hatta onu tam olarak anlayamayan pek çok dostu gibi, bu soyutlanmanın ve kaçışın onun için iyi olmadığını, okuyucularını böyle yüzüstü bırakmanın yanlış olduğunu söyleme cüretini bile gösterdim. O ise son derece sakin, dingin ve huzurlu bekleyişini sürdürdü. En güzel tarafı da bunu, bir inatla ve mücadele duygusuyla değil de, tamamen zamanı gelmiş bir doğallıkla yapmasıydı. İçinde belirli bir olgunluğa eriştiğine inanınca da, dalından koparak İnternet ortamına, eskisinden daha lezzetli mis kokan bir meyva olarak düştü.

HIZLI’NIN DÖNÜŞÜ

Necdetsen.com’dan en hoşnut olanlar ise, kuşkusuz yıllardır özledikleri ve saygıdeğer bir sadakat ve inanışla geri döneceği günü bekledikleri bu kırılgan çocuk irisini, çağımızın görmediğini unutmak, yerine hemen yenisini koymak, bulamayınca hemen vazgeçmek, olmayınca umursamamak, kısacası kolayı seçmek hastalıklarına kapılmamış olan sadık okuyucuları.

Suat Yalaz’ın Karaoğlan’ının gözüpek yiğitliği, Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ının Osmanlı beyefendiliği gibi, 1980 yılında doğan Hızlı Gazeteci’nin kendine özgü duyarlılığı, taşıdığı sorumluluk duygusu, açık sözlülüğü, doğruları ve yanlışları sorgulayan ve onlar için kendince mücadele ederken bütün çabasına rağmen kalkansızlığı ve yaralanabilirliği, kısacası bu anti-kahramanın “sadece insanlığı”, genç bir delikanlıyken beni en çok etkileyen özellikleriydi.

NEREYE

Uzun bir aradan sonra İnternet’te tekrar buluşunca, şöyle bir güzel hasret giderdik, eski günleri andık. Albert Camus’nün “Yolculuk bizi kendimize geri getirir” sözündeki gibi, 1997 yılında, çıkış noktalarımız farklı olmasına rağmen, yine de benzer gerekçelerle, plastik bir hayattan kaçmak, kendini dinlemek ve aramak, daha doğrusu kendimize geri gelmek arzusuyla Hindistan ve Nepal’e doğru yola çıkmıştık. Aylar sonra, Türkiye’den binlerce kilometre uzakta, onca yaşanmışlığın ardından Rajastan’ın Pushkar şehrinde bir büfede karşılaştığımızda, o, kendisini bugünkü durumuna getirecek sürece girmişti bile. Hayatın, biz onu programlamaya çalışırken geçen zaman olduğunu çoktan kavramıştı…

Bazı açılardan birbirimize benzemekle birlikte, henüz onun verdiği içe dönüşle ilgili cesur kararı vermeye hazır olmadığımın, başarıyı, geleceği ve çağdaşlığı reddetme yolundaki radikal kararı ise hiç bir zaman vermeyeceğimin (veremeyeceğimin değil, vermeyeceğimin) hep farkındaydım. Kendime doğru gittiğimi ne kadar iyi biliyorsam, önümüzdeki yakın zamanda hazır olamayacağımı da o kadar biliyorum. Necdet Şen, bir gün kendine sorduğu, “Bu koşuşturma, bu hırs ne için, ben kimim ve nereye gidiyorum” sorusunu cevaplayabilmek için, hayatını dolduran ve zamanını çalan hemen her şeyden kendini uzaklaştırmayı ve kendindeki gerçek kendi’yi dinlemeyi seçmiş. Geçirdiği bu suskunluk, bu arınma sürecinde de aradığı cevapların bir kısmını bulmuş. İnternet ortamında yayınlayacağı “Nereye” adlı kitabında bu farklı yolculuğu okuyabilirsiniz.

GÖZE BATMADAN YAŞAMAK

Epikür’e göre; “bir adam güçlendikçe, gücüyle orantılı olarak onu kıskananların, ona rakip olanların sayısı, dolayısıyla ona zarar vermek isteyenlerin sayısı artacaktır. Gücü ve aklı sayesinde bu tür bir şanssızlıktan kaçınabilse bile, böyle bir durumda huzurlu bir hayat ve huzurlu bir ruh hali mümkün olmayacaktır. Buna göre akıllı adam, düşmanlar edinmemek ve huzurlu bir hayat sürmek için fark edilmeden, göze batmadan yaşamaya çalışacaktır.”

Sanıyorum zamanı geldiğinde ben de oraya doğru çevireceğim dümenimi, ama bugün karşıma çıkan bütün ejderhalarla döğüşme, tırmanılmaz denen bütün dağlara tırmanma, aşılmaz denen bütün engelleri aşma zamanı…

NAZIM HİKMET ŞARKILARI

Nazım Hikmet’in şiirlerinden yedisi, proje yapımcısı Hasan Özgen’in, yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın ve kurdukları çok başarılı ekibin eşsiz çalışması sonucunda filmsel bir formatta yeniden canlandırıldı. Şiirleri, bestecileri ve yorumcularıyla müthiş bir titizlikle birleştiren, bu usta işi çalışmanın her bir karesi, her bir melodisi izleyiciyi salondan alıp bambaşka topraklara, bambaşka duygulara götürüyor.

Kültür Bakanlığının desteğiyle, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı için hazırlanan 75 dakikalık bu Video CD – Kitapta, Ruhi Su’dan “Kadınlarımız”, Sümeyra’dan “Japon Balıkçısı”, Zülfü Livaneli’den “Karlı Kayın Ormanında”, Cem Karaca’dan “Mavi Liman”, İnci Çayırlı’dan “Kanatları Gümüş Yavru Bir Kuş”, Esin Afşar’dan “Tahir ile Zühre Meselesi” ve Emin İgüs’ten “Seni Düşünmek Güzel Şey” şiirleri gözlerinizin önünden geçip giderken, yüreğinizin önce hafif hafif kıpırdanışına, yükselerek akmasına ve sonra da çağlayarak coşmasına siz bile hayret edeceksiniz.

Bu son derece titiz ve detaylı çalışmanın ne büyük bir özveriyle yapıldığını ancak tahmin edebiliyorum. Mehmet Eryılmaz, Ozanın, sevda yüzünden ölmenin ayıp olmadığını dile getirdiği, “Tahir ile Zühre Meselesi” şiirindeki, “…mesela keşfe giderken kuzey kutbunu…ölmek ayıp olur mu…” dizelerinin görsel yorumunda, Everest dağı zirve görüntülerimi kullanarak, bu çok keyif aldığım 1. sınıf çalışmaya ucundan da olsa beni de dahil etmişti. 10 saniyelik bu görüntü için ne kadar ince eleyip sık dokuduğunu birebir yaşadıktan sonra, belgeselin tamamını izlediğimde, bu kadar titizlenerek yapılan bu geniş kapsamlı ve eksiksiz araştırmanın, nasıl altından kalktıklarına bir kez daha hayran oldum.

Nazım’a böylesi yakışan bir çalışma, ancak gönülle, sevdayla, tutkuyla, aşkla yapılabilir. İzleyince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.