Wed11222017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Makaleler Makaleler Eski Yazılar Gereksiz Bir Tartışma ama Gerekli Bir Açıklama

Gereksiz Bir Tartışma ama Gerekli Bir Açıklama

Outside dergisinin web sayfasında kendi savunmamı yayınlattığım gün, içim rahat etti ve sorun benim için kapandı. Ancak bu saçma problemde beni en çok rahatsız eden şey, Greg Child'ın uyduruk yazısı değil de, kendi ülkemdeki bir derginin, hatta bir dönem arkadaşım olan insanların, bu yazıyı bana hiç sormadan, hiç bir açıklama şansı vermeden, tamamen doğru kabul edip, üzerinde yorumlar yapmaları ve yayımlamaları oldu.

Biraz sonra aşağıda okuyacağınız konu hakkında hiç bir şey duymamış olabilirsiniz ve hiç bir fikriniz olmayabilir. Ancak bir dönem benim hayatımı oldukça kötü yönde etkileyen ve huzurumu kaçıran bu konu tam olarak Everest tırmanışımla alakalı, dolayısıyla bu konunun paylaşılması için en uygun ortamın burası olduğunu düşünüyorum. Bu yazıları "Everest'te İlk Türk" adlı kitabımın bu yeni edisyonuna koyma sebebim de, bazılarının kafasını haklı olarak epey karıştıran bir problemi açıklığa kavuşturmak isteğim oldu.

1995 yılı Mayıs ayında Everest'in zirvesine ulaşan ilk Türk ve ilk müslüman dağcı oldum. Bu tarihten tam iki yıl sonra, 1997 yılı Mayıs ayında, Amerika'da yayınlanan Outside adlı bir dergide, Greg Child adındaki Avustralya asıllı bir dağcının, 1996 yılındaki Everest trajedisini yorumlayan bir yazısı çıktı. Everest dağına benimle aynı sezonda, benden 7-8 gün sonra tırmanan Greg Child'ın, benim tırmanışımla ilgili yorumları ise dağcılık camiasında bir şok etkisi yarattı. Tırmanışın üzerinden iki yıl geçmişti ve Greg Child, benim tırmanışımla ilgili detayları tamamen değiştirerek, beni küçük düşüren ve kendisini bir kahraman haline getirecek ifadelerle süsleyerek söz konusu dergide yayımlatmıştı. Aynı zamanda bu yazı, İnternet'te Outside dergisinin web sayfasında da bulunuyordu.

Yazıdan, 1997 yılının Kasım ayında, motosikletimle Katmandu'dan dönerken Ankara'ya vardığım gün haberim oldu. Aslında dostlarım, İstanbul'da bir derginin Ağustos sayısında Türkçe'ye çevirip yayınladığı bu yazıdan uzun zamandır haberdarmış ama yazı o kadar kötü ki, dönüş yolculuğum sırasında huzurumu kaçırmamak için bana söylememişler. Herkesin bildiğinden, benim Türkiye'ye dönünce haberim oldu. Yazıyı okuyunca, tabii ki inanılmaz rahatsız oldum. Greg Child, hiç olmayan şeyleri olmuş gibi yazarak beni çok zor duruma sokmuştu. Tırmanışın bütün hikayesini detaylı olarak anlattığım, "Everest'te İlk Türk" adlı kitabımda yazdıklarımla alakası olmayan olaylar ve suçlamalarla karşılaştım. Yazıyı tekrar tekrar okudum ve bu konuyu Everest'e birlikte tırmandığım arkadaşlarımla paylaştım. Hiçbiri Greg Child'ın bunu neden yaptığını anlayamadı. Ancak hepsi bana yardımcı olmak ve hiç hak etmediğim bu suçlamalardan kendimi kurtarmam için ellerinden geleni yaptı ve hepsi aynı konu ile ilgili kendi düşüncelerini yazdılar.

Buradan sonrası ise çok daha zor oldu, Amerika'dan ve Türkiye'den 8-9 tane avukatla bu durumu konuştum. Outside dergisinin editörlerine derdimi defalarca anlattım. En sonunda, avukat dostum sevgili Emre Derman'ın son derece sağlıklı ve profesyonelce yaklaşımı ile, Outside dergisinin editörleri, hiç istemeseler de, geri adım atmak zorunda kaldılar. Greg Child gibi Amerika'da çok tanınmış ve dağcılık camiasında önemli bir yeri olan bir karaktere karşı, kendi web sayfalarında Greg Child'ın yazısının bulunduğu sayfada, benim yazımı yayınladılar. Bu sonuca ulaşmak için bir buçuk yıldan fazla uğraştım. Her biri dünyanın değişik bir ülkesinde yaşayan dağcı dostlarıma teker teker ulaşıp, onlara bu konu hakkında bilgi vermenin ve onlardan kendi görüşlerini almanın, ne kadar stresli ve uzun zaman alan bir uğraş olduğunu sanırım anlatabiliyorum. Bu konuda bana yardımcı olan tüm dostlarıma, bu vesileyle tekrar teşekkür etmek istiyorum. Aşağıdaki her iki yazı da, bugün İnternet ortamında, Outside dergisinin web sayfasında bulunuyor. İngilizce orijinalini görmek isterseniz burada bulabilirsiniz.

Outside dergisinin web sayfasında kendi savunmamı yayınlattığım gün, içim rahat etti ve sorun benim için kapandı. Ancak bu saçma problemde beni en çok rahatsız eden şey, Greg Child'ın uyduruk yazısı değil de, kendi ülkemdeki bir derginin, hatta bir dönem arkadaşım olan insanların, bu yazıyı bana hiç sormadan, hiç bir açıklama şansı vermeden, tamamen doğru kabul edip, üzerinde yorumlar yapmaları ve yayımlamaları oldu.

Bu gereksiz tartışmanın ne olduğunu hala merak ediyorsanız buyrun aşağıdaki yazıları okuyun.

Everest Bir Yıl Sonra: Beyhude Dersler. Geçmişin Tekrarlanması Kaçınılmaz mıdır?

1995 baharında, Everest Dağı'nın Kuzey Yamacında, her dağcının rüyasını süsleyen, olağanüstü açık bir gündü. Dağcılığın yaygın olarak kutlanılan başarısına yaklaşırken zirveyi artık görebiliyordum. Söylemeye gerek yok ki bu, uzun süredir düşlediğim bir andı, ne var ki zirve girişimimin saçma bir tiyatro oyununa dönüşebileceğini hiç düşünmemiştim. Elbette, Everest'te birçok pervasızlığa tanık oldum, ama hiçbiri bu kadar bariz değildi: Zirveye tam 100 fit mesafede rehberli bir ekiple karşılaştım, ekipte bir Amerikalı müşteri vardı. Yanımda zar zor yürürken kendi ayağına takıldı ve Kuzey Yamacın 10 bin fit uzunluğundaki kayalığından aşağı kaymaya başladı.

Bilinçli olmadığına emindim, ancak ardından dikkatle baktığımda canlı olduğunu gördüm, birkaç fit aşağıdaki eğimli bir kaya çıkıntısında sırt üstü yatıyordu. Rüzgârlığının bir parça kumaşıyla sivri bir kayaya takılmıştı. Acı içinde inliyordu, yüzündeki oksijen maskesi düşmüştü ve rüzgârlığının kayaya asılı kalan parçası kopmak üzereydi. 29 bin fitte sıkışmıştı; yalnızca basit, terbiyesiz insanlar bu sorunla tuzağa düşürülmüş olduğumu söyledi.

Neyse ki şans yardım etti. Yakınımda kullanılmış bir ip buldum ve bir Şerpa onu güvenlikli bir yere çekmeme yardım etti. Bir süre sonra zirveye çıktı -garip bir şekilde, yanında getirdiği bir kementi fırıl fırıl döndürerek bu olayı kutladı- ama dengesini hâlâ tam olarak bulmamıştı ve onu oradan aşağıya indirmek gün boyu sürdü. Nihayet bir Şerpa bağırarak hızlanmasını sağladı: "Eğer ilerlemezsen, hepimiz öleceğiz."

8 bin metrelik zirveye tırmanmaya kalkışmak için gereken asgari dağcılık deneyiminin, öz-bilincinin ve tahammül gücünün zerresi Amerikalı'da yoktu. Ayaklarını acemi çaylaklar gibi kullanıyordu ve düşüşünü engellemek için, ki bu temel bir hayatta kalma taktiğidir, buz çekicini kullanmaya teşebbüs bile etmedi. Dağa atılan iplerin sonuncusundan da kaydığında patlamayı bekleyen saatli bomba gibiydi. Ben bir yandan ona sempati duymaya başlarken bir yandan da onu, orada olmasıyla bir deli olarak görüyordum. 1995 yılındaki bu yolculuktan sonra Amerika'ya geri döndüğümde kötü bir şeyler olacağını hissediyordum. Gördüğüm şeyler -dağa sürü halinde hücum eden ve neredeyse kendilerini öldürecek olan acemiler- beni derinden sarsmıştı. Tibet tarafından denenen 11 tırmanma seferine katılan yaklaşık 180 dağcının aşağı yukarı yarısı, 101 tırmanışını başaramayacak olan ve rehberlik edilerek tırmanan ticari ekip müşterileriydi. Bu insanların çoğu düşük irtifada bile dayanıklıklarının sınırına gelmişlerdi. Her iki yanda başdöndürücü uçurum acımasızca uzanırken beceriksizce tökezliyorlardı (içlerinden birinin daha önce hiç krampon giymemiş olduğu apaçık belliydi). Bütün araç gereci yukarı taşıyan ve onlar adına tüm kararları alan rehberlere ve Şerpalara koyun gibi itaat ediyorlardı. Bununla beraber, rehberler de sık sık yüksek irtifa nedeniyle rahatsızlık duyuyorlardı; nihayetinde onlar da birer insandı. Geleneksel olarak, ticari olmayan ekiplerin çoğu, birkaç deneyimli usta dışında, Himalayalar'a ilk kez tırmananlardan oluşurdu. Everest'in, her nasılsa, dağcılığa giriş dersleri verilen dünyanın en yüksek sınıfı halini almış olduğunu öğrendim.

Ardından, 1996'daki olay meydana geldi ve bu bozgun, dağcılık konusunda genel medyayı heyecanlandıran tek şey oldu. Fırtınadan hemen önce Güney Yamaçta art arda sıralanmış 22 dağcıyı gösteren Life dergisinin şimdi ünlü olan kapak fotoğrafı, dağcılık tarihinin en rahatsız edici görüntüsüdür. Genel kamuoyunun bunu dağcılığın normu olarak kabul etmesinden hâlâ korkarım. Ben bu fotoğrafta, Everest'in zirvesine tırmanmanın şanını değil, fırtınadan kaçmaları gerekirken ölümcül bir trafik sıkışıklığı yaratmaya hazır bir grup insan görüyorum. Henüz trajik bir biçim almış olmasa da, ne yazık ki, ilkbahar mevsimi bu dağı etkilerken de Everest'teki sahne aynı olacaktır. Ticari operatörler, rehberli Everest çıkışları hakkındaki soruşturmaların, tamamıyla reklamların etkisi nedeniyle yaklaşık %20 arttığını ve bunların büyük bir bölümünün ise niteliksiz çıkışlarla ilgili olduğunu belirtiyorlar. "Taleplerde kesin bir artış saptadık," diye belirtiyor Mountain Madness'in program koordinatörü Manomi Fernando, "ancak bunların çoğu akla yatkın değildi." Nepal ve Tibet'teki son gelişmeler bu baharda daha az sayıda dağcı olacağını bildirmektedir -1996'daki 30 ekip 24'e düştü- ancak aşırı kalabalık sorunu yine de devam edecek: Nepal'deki tüm ekipler aynı yol üzerinde, Güney Geçidi'nde olacak; Tibet'te, ikisi hariç hepsi Kuzey Yamaç'tan tırmanacak.

Nepal'deki ticari olmayan yarışmacılar arasında Japon, Kanadalı, İsveçli, Amerikalı, Bolivyalı ve Malezyalı ekipler olacak; dahası, geçen yılki efsaneden hayatta kalan Anatoli Boukreev'in rehberliğinde, Endonezya'dan bir grup da çıkış yapacak. Endonezyalı ve Malezyalılar geniş ulusal ekipler ve 1996 yılında Everest'te çok fazla soruna yol açan Tayvanlılar gibi bu ekipler de yüksek irtifa tırmanışında deneyimli değiller. Malezyalılar geçen yıl en azından 23,442-fit Pumori'de alıştırma yaptılar, ancak Endonezyalılar, herkesin bildiği gibi, hiçbir ekip denemesine girişmediler.

Nepal tarafında da beş ticari grup olacak: Üçü İngiliz şirketlerin, biri Yeni Zelandalılar'ın, biri bir Amerikan şirketinin kılavuzluğundadır. Rehber Ed Viesturs'ın yardımıyla, Guy Cotter'in (şu anda merhum Rob Hall'in son şirketi Adventure Consultants'ı yönetmektedir) yönetimindeki Kiwi tırmanışının dört müşterisi var. Washington'daki Alpine Ascents International'dan Todd Burleson başkanlığındaki Amerikalı grubun yalnızca bir müşterisi var: Charles Corfield adında, otuzlu yaşlarındaki Californialı bir iş adamı. Burleson'un izniyle çalışan Eric Simonson da tek bir müşteriye rehberlik edecek: 68 yaşındaki Leslie Buckland. Ve geçen yıl olduğu gibi, bugüne kadar üç kez Everest zirvesi yapmış olan David Breashears, yüksek irtifa fizyolojisi hakkında bir belgesel yapmak üzere, Viesturs'la bağlantı halinde hazır bulunacak.

Her şey hesaba katıldığında, 170 kişinin Güney Geçidi yolunu tıkayacağı en iyi ihtimalle tahmin edilebilir.

Söylemeye gerek yok ki Tibet tarafı da, daha ucuz izin oranları nedeniyle hareketli olacak. Kazakistan, Japonya, Belçika, Pakistan, Slovenya ve Hırvatistan'dan ticari olmayan ekipler de diğerlerinin yanısıra, izinlerini onayladılar. Ayrıca, Yeni Zelandalı Russell Brice'in rehberliğinde ticari bir ekip de iznini onayladı. Kuzey Yamacı'ndaki dağcılar yaklaşık 150 kişi olacak.

1997 tırmanışında müşterilere önderlik eden tüm rehberler, geçen yılın trajedisi yüzünden temkinli olduklarını söylüyorlar. Bazıları bu yıl yaygın olarak kullanılacak bir güvenlik önlemini ümit verici bulduklarını belirtiyorlar: Geçen yıl film çekim ekibinin IMAX'larında yaklaşan fırtınaların haberlerini Breashears ve Viesturs'a birkaç gün önceden sağlayan, oldukça güvenilir İngiliz hava tahmin servisine bağlı faks hatları. Viesturs, "Havanın ve rüzgârın durumuna dair oldukça hassas raporlar verir, ki bu çok önemlidir," diye belirtiyor. Birçok rehber de kritik geri dönüş zamanlarını zorla kabul ettirmenin ve müşteriler yalpalıyorlarsa zirve yapma tekliflerini reddetmenin daha kolay olacağını söylüyorlar; söylemek istediklerini anlatabilmeleri için geçen yılki ölümleri hatırlatmaları yeter.

Fakat bunun için rehberlerin sözlerinin biraz ötesine geçmemiz gerekir. Bir dağa rehber eşliğinde tırmanmak için para ödeyenlerden şikayetçi olmasam da, dahası, bu hizmet için para alan rehberlerle hiçbir sorunum olmasa da, 8 bin metrenin üstündeki dağlarda güvenli bir biçimde rehberlik edilebileceği şeklindeki, dağcılık gereçleri satanların savunduğu ve çok sayıda masumun kandığı büyük yanılsamaya karşı çıkmak zorundayım. Eski atasözünün deyişiyle, paranı öde, şansını dene!

Geçen yılın ardından birçok ekip lideri bu konu hakkında daha dürüstçe konuşuyor. Bunlardan biri olan Cotter, müşterilerinin "işini kolaylaştıracağını, onlara bakıcılık yapmayacağını" söylüyor. Geçen altı yılda üç Everest tırmanışına rehberlik etmiş olan Viesturs, ekip liderlerinin geçen yıl "kuralları çiğnediklerini", müşterilerinin zirvede çekim yapmalarını istediklerinden dönüş zamanını uygulatmayı ihmal ettiklerini söylüyor. Viesturs bunu, o ve Cotter'ın, "yanımızdaki insanlara çok katı davranacaklar"ı şeklinde açıklıyor. Görünüşte, anlamsız olmayan bu yaklaşım sağduyulu bir tavır havası vermektedir, fakat baş başa konuşulduğunda birçok rehber bunun temelinde ne yattığını seve seve söyler. Yıllardır Everest rehberliği yapan biriyle yaptığım bir konuşmayı hatırlıyorum, bana kendisini kiralamak isteyen bir gruptan söz etmişti. "Herhangi bir deneyimleri var mı?" diye sordum. "Hayır," cevabını verdi, "ama bu beni rahatsız etmiyor. Paramı öderlerse onları çıkabildikleri yere kadar çıkarırım. İş bu, dağcılık değil." Ben bu tavrı çok alaycı buluyorum, yine de bir diğer rehberin söylediği kadar berbat değil: "Bu aptallarla dağdayken, onların beni öldürmeye çalıştıklarını düşünüyorum."

Rahatsız edici ama yine de inkâr edilmesi zor bir duygu. 1995 yılında etrafımdakilerin çoğu Himalayalar'ın daha alçak zirvelerine yapılan alıştırma tırmanışlarını atlamayı uygun buldular ve direkt en büyüğüne yöneldiler. İnanılmaz şanslı, kement kullanan Amerikalı bir yana, yaşça daha büyük Fransız bir ekip arkadaşı vardı ki, onun dağa tırmanması için arkadan itilmesi ve yukarıdan çekilmesi gerekiyordu. Bir Şerpa zirvenin son bölümünde ona yetişmeye çalıştığında, Fransız, eskortunu, eldivenli elinin tersiyle göğsüne vurarak sert bir biçimde durdurdu; bu an için çuvalla para vermişti, zirveye ilk kendisi çıkmak istiyordu. Everest tırmanışına katılan ilk Türk ve Romen dağcıların da başı dertteydi, sonunda kurtarılmak zorunda kaldılar, ama yine de ülkelerinde törenlerle karşılandılar. Ne bana, ne de kendilerine aşağıya inmelerinde yardım eden diğerlerine bir teşekkür etmediler, bugün bile hâlâ zor duruma düşmüş olduklarına inanmıyorlar.

Türk olanı, Ali Nasuh Mahruki, çok yetenekli bir Rus rehberin eşliğindeydi; Romen Constantin Lacatusu ise diğer bir ticari gruptandı. Dağcılık deneyimleri vasattı, başka dağlara rehber eşliğinde tırmanmışlardı ama tırmandıkları dağların hiçbiri Everest gibi değildi. İkisi de oksijensiz tırmanmayı umuyorlardı ama yine de yanlarında oksijen tüpü taşıdılar. Yüksek irtifanın az oksijenli ortamıyla boğuştuklarından ve ağır malzeme yüklenmiş olduklarından tüp kullanmak zorunda kaldılar. Çoğu aklı başında grup sabah 10:00 civarında zirveye varırken, Mahruki zirveye öğleden sonra vardı. Lacatusu akşam karanlığında zirve yaptı.

O gece çok rüzgârlıydı. Rehber, sorumluluğunda olan kişilerin bitkin düştüklerini ve geceyi çıkartamayacaklarını söyleyen telsiz duyurusunu yaptığında alarm zili çalıyordu. Sabahleyin iki oksijen tüpüyle birlikte onlara doğru tırmandım. Lacatusu'ya eriştiğimde, oksijensiz tırmanış yapabileceği ve yoksa başarısını mahvedeceği sanısıyla oksijeni reddetti. Daha sonra Mahruki ortaya çıktığında, bir çığ yatağı eğiminde sendeleyerek yürüyordu, bir uçuruma doğru sürükleniyordu. Bir ipe bağlanmasını söyledimse de reddetti ve ihtiyacı olmadığına dair birşeyler mırıldandı.

Himalaya deneyimi olan kişiler, 8000 metrenin üzerinde bilinç açıklığın neredeyse imkânsız olduğunu bildiklerinden bu ikisinin ümitsiz durumlarına bakarak neredeyse ölmek üzere olduklarını kavrayamamaları anlaşılır oluyor. Gerçekten de Everest'teki acemiler, tırmanışlarının gerçek ve küçük düşürücü olaylarını asla hatırlıyor gözükmezler ya da en azından bunu kabul etmemeyi tercih ederler. Ancak bu çifti kurtarırken tuhaf bir şekilde gördüğüm bazı şeyler Everest'teki problemleri sezdirerek beni endişelendirdi: Hazırlıklara karşı nedensiz bir lakaytlık, bâriz bir ben-öncecilik, dağcılık sporu ve dağ karşısında su katılmamış bir saygısızlık. Dönüş yolunda, Romen'in kullandığı buz çekicinin benimki olduğunu fark ettim; birkaç gün önce çadırımın dışından çalınmıştı.

Outside muhabiri Greg Child, yüksek irtifa tırmanışı hakkında iki kitabın yazarıdır. Kimi zaman rehber eşliğinde kimi zaman yalnız, 13 Himalaya tırmanışı, zirve K2, Everest, Gasherbrum IV ve Trango Tower tırmanışı yapmıştır.

Copyright 1997, Outside Dergisi. Outside Dergisi, Mayıs 1997

Nasuh Mahruki, Greg Child'ın iddialarını Everest'e birlikte tırmandıkları diğer dağcıların anlatımlarıyla desteklenen kişisel açıklamalarıyla çürütüyor

Outside adlı derginin Mayıs 1997 sayısında yayımlanan bir makalesinde Greg Child, 1995 yazında gerçekleştirdiğim Everest tırmanışına yönelik çeşitli ithamlarda bulunmaktadır. Greg'in açıklamaları olayların çarpıtılmasına dayanıyor, bu nedenle bu tırmanışta bulunan diğer dağcılardan tanıklık ve kanıt toplamak, Outside dergisini, hikâyenin doğrusunu kanıtlarıyla aktarmaya ve İnternet'te yayımlamaya ikna etmek için çok zaman harcadım.

Kişisel düzeyde bu yanıt, benim, adıma sürülen lekeyi temizleme savaşımın yalnızca bir parçasıdır. Daha genel bir düzeyde ise bunun, çok iyi bir dağcı olan Greg'i, başkalarının aleyhine yalan söylemektense tırmanmaya teşvik eden bir uyarı olmasını isterim.

Aşağıda, Greg'in yazısında iddia ettiklerini ve gerçekte olanları bulacaksınız:

1- Everest tırmanışına katılan ilk Türk ve Romen dağcıların başı dertteydi, sonunda kurtarılmak zorunda kaldılar, ama yine de ülkelerinde törenlerle karşılandılar.

Olayın doğrusu ise şöyledir: Romen dağcı, Constantin Lacatusu zirveden dönüş yolunda, 8300 metrede, Kamp 3'ün yaklaşık yüz metre yukarısında oksijeni bittiğinden zor durumdaydı. Kramponlarından biri kırılmış ve buz çekicini kaybetmişti.

17 Mayıs 1995 gününün akşamında ben ve Rus rehberim George Kotov Kamp 3'teydik. Zirveye çıkmış olmanın heyecanını yaşıyor ve bir sonraki günü dinlenerek geçirmeyi planlıyorduk. ABC'yle (advanced base camp/merkez kamp) konuşurken Constantin'in hâlâ kampa varmadığını fark ettik, ciddi bir sorun olabilirdi. Bununla birlikte, Constantin 20:30'da karanlık bastıktan sonra kampa vardı ve bizim çadıra geldi. Oldukça bitkin bir haldeydi, çok fazla su kaybetmişti ve donmak üzereydi [hypothermia]. Görece olarak yavaş bir çıkış ve iniş yapmıştı ve Kamp 3'e geç de olsa ulaşmayı başarmıştı. George ve ben onu görür görmez donmak üzere olduğunu fark ettik ve onu hemen çadırımıza sokup ıslak ve soğuk giysilerini değiştirdik, ben yedek çoraplarımı ona verdim. El ve ayak parmaklarını kontrol ettik, problem yoktu. Ben Constantin için sıcak bir içecek hazırlarken, George onun için başka bir uyku tulumu almaya başka bir çadıra gitti. Constantin'i sıcak bir uyku tulumuna sokup oksijen verdik. Sonunda oldukça yorgun olmakla birlikte normale dönmüştü. ABC'deki ekip liderimiz Jon Tinker'la konuşup olan biteni ona anlattıktan sonra hepimiz uyuduk.

"Sonunda kurtarılmak zorunda kaldılar" cümlesi tamamıyla bir çarpıtmadır. Benim hiçbir sorunum yoktu, hiç kimseden herhangi bir yardım almaya gereksinimim yoktu, yardım da almadım.

2- Ne bana, ne de kendilerine aşağıya inmelerinde yardım eden diğerlerine bir teşekkür ettiler, bugün bile hâlâ zor bir duruma düşmüş olduklarına inanmıyorlar.

Greg'e veya başka birine teşekkür etmek için herhangi bir sebep yoktu. Everest Dağı'na Rus rehberim George ile birlikte tamamen kendi gücümle tırmandım ve yine tamamen kendi gücümle aşağıya indim. Gerek tırmanışım gerekse inişim sırasında George da dahil olmak üzere, hiç kimsenin herhangi bir yardımına ihtiyacım olmadı. Bununla birlikte, Greg'in yazısında benimle ilgili olarak doğru olan tek bir nokta vardır ki, bu da kendisine teşekkür etmediğimdir.

3- Dağcılık deneyimleri vasattı, başka dağlara rehber eşliğinde tırmanmışlardı, ama tırmandıkları dağların hiçbiri Everest gibi değildi.

Bırakalım da gerçekler kendileri için konuşsunlar: 1994'te, Sovyet Asya'daki 7000 metrelik beş zirve yaptıktan sonra, Rus Dağcılık Federasyonu'ndan herkesin gıpta ettiği Kar Leoparı ünvanını aldım. Sovyet Asya'da tırmandığım dağlar şunlardır: Lenin (7134 m), Korjenevskoy (7105 m), Komünizm (7495 m), Khan Tengri (7010 m) ve Pobeda (7439 m). O dönemde tüm dünyada bu beş zirveye tırmanmış toplam 214 dağcıdan ve üç Batılı dağcıdan daha az dağcı vardı. Lenin zirvesinde dört kişilik Türk Milli Takımı'nın ekip lideriydim ve bizden iki kişi zirveye rehbersiz ulaştık. Everest tırmanışından önce, 7000 metre sınırı üzerine altı kez çıkmıştım ve üç yıldır buna hazırlanıyordum. Oldukça tehlikeli ve zor olan Pobedo'nun dünyadaki 8. solo tırmanışını gerçekleştirdim. Elbrus Dağı'na (5621 m - Kafkasya) ve Demavend Dağı'na (5671 m - İran) kış tırmanışları yaptım. Türkiye'deki dağcılık deneyimlerim ise burada özetlenemeyecek kadar ayrıntılıdır. Bu nedenle Everest'e geldiğimde gözle görülür bir deneyime ve idmana sahiptim. Greg'in, benim "vasat" bir dağcılık deneyimine sahip olduğuma ve diğer dağlara rehber eşliğinde tırmandığıma nasıl karar verdiği benim için bir muammadır çünkü kendisiyle bu konuda konuştuğumu hiç hatırlamıyorum. Daha önceki deneyimlerimi bildiğinden kuşkuluyum, yoksa sözlerine daha fazla dikkat ederdi.

4- İkisi de oksijensiz bir tırmanış yapmayı umuyorlardı ama yine de yanlarında oksijen taşıdılar. Normal olarak Everest'teki birçok dağcı oksijeni Kamp 3'te uyurken kullanmaya başlar, daha sonra oksijenle tırmanışa geçer, dönüşte kullanır ve Kamp 3'te gene uyurken kullanır. Ben böyle yapmamayı umuyordum ama 8600 metrenin üstünde oksijen kullanmak zorunda kaldım, çünkü donmak üzereydim. Ancak Kamp 3'te uyurken hiç oksijen kullanmadım. Tüm tırmanış boyunca, 8600 metre ile zirve arasındaki iniş-çıkışta yalnızca bir tüp oksijen kullandım. Rehberler bile bundan daha fazlasını kullandılar. Benim grubumda tüm tırmanış boyunca en az miktarda oksijen kullanan bendim. İki Şerpayla birlikte ve gereğinden fazla miktarda oksijen kaynağıyla Everest'e tırmanan Greg'in benim tırmanışımı bu şekilde kötülemeye çalışması komiktir. Tırmanışı boyunca oksijen kullandığı için Greg'i eleştirmeyi aklıma bile getirmedim. Aslında dağda olan bitenlere dair hafızasının durumunu düşününce, daha fazla oksijen kullanmış olmasını dilerdim.

5- Çoğu aklı başında grup sabah 10:00 civarında zirveye varırken, Mahruki zirveye öğleden sonra vardı. Zirveye sabah 10:20- 10:30 arası bir zamanda ulaştım. Aşağı inerlerken zirveye giden son sarp kısmın altında George Kotov ve İngiliz dağcı Graham Ratcliffe'le karşılaştım. Zirvenin birkaç metre altında en iyi dağcılardan Rus dağcı Anatoli Boukreev'le karşılaştım, Boukreev orada, partneri Nikoli Sitnikov için bir saatten fazla bir süre bekledi. Zirvede 20-25 dakika kadar kaldım. ABC'yle konuştum ve zirvede yaptığım herşeyi videoya çektim.

Ben aşağı inerken Nikoli zirveye ulaştı. Onun zirveye ulaşırken fotoğrafını çektim ki bu onun benden sonra zirveye vardığını kanıtlar. İniş yolunda, zirveye doğru giden Constantin'in yanından geçtim. Sabah 10:20-10:30 arası zirve yapmama rağmen Greg öğleden sonra zirve yaptığımı iddia ediyor. Graham Ratcliffe beni sabah 9:30'da karla kaplı son kısımda kesinlikle gördüğünü söylüyor ve burası zirveye en fazla bir saatlik bir tırmanış mesafesindedir. Himalayalar hakkında en iyi istatistiklere sahip Bayan Elizabeth Hawley, Katmandu'ya varışımızdan sonra ekip liderimizle yaptığı konuşmaya dayanarak benim zirveye varış saatimi sabah 10:30 olarak kaydettiğini söylüyor.

Greg'in zirveye varış saatimi yanlış aktarması benim için anlaşılır bir şey değildir, bu iddiayı rahatlıkla çürütebileceğimi bilmesi gerekirdi. Sanırım bu, yalnızca hikâyesinin ne denli temelsiz olduğunu gösteriyor.

6- Rehber, sorumluluğunda olan kişilerin bitkin düştüklerini ve geceyi çıkartamayacaklarını söyleyen telsiz duyurusunu yaptığında alarm zili çalıyordu.

Gerçeğin çarpıtılmasına bir örnek daha. Constantin başka bir ekiptendi, yani Greg'le aynı ekipteydi. Constantin'e eşlik etmesi gereken Şerpayla bizim Şerpamız, bir gece önce 8500 metrede ilginç bir şekilde açıkta gecelemiş olan Amerikalı bir dağcının aşağıya inmesine yardım etti. Bu nedenle Constantin dağda yalnızdı. Telsizle kendi ekip liderimiz Jon Tinker'la Constantin'in durumu hakkında konuşan George ve bendim. Greg'le konuşmadık bile. ABC'yle Constantin'in gerçekten bitkin bir halde olduğunu ve ertesi gün onu aşağıya indirmek için yardıma ihtiyaç duyabileceğimizi konuştuk. Böyle bir tırmanıştan sonra, böyle bir yükseklikte birinin aşağıya inmesine yardım etmek oldukça zordur. Kampta benim hiçbir sorunum yoktu. Kendimi oldukça iyi hissediyordum, hatta o gece oksijenle uyumaya bile ihtiyaç duymadım. O geceyi çıkartamayacak olmam gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değildi.

7- Sabahleyin iki oksijen tüpüyle birlikte onlara doğru tırmandım.

18 Mayıs sabahı tahmin edildiği gibi Constantin kalkamamış ve uyku tulumundan çıkamamıştı. Ben telsizle ABC'deki doktorumuzla konuştum. Doktor bana hareket ettirmek için Constantin'e verebileceğimiz ilacın yukarıdaki çadırlarda olduğunu söyledi. Oldukça yorgun olmama rağmen yukarıdaki çadırlara tırmandım ve ilaçları aradım ama ilaçlar orada yoktu. Zaman hızla geçiyordu, bu nedenle olabildiğince çabuk aşağıya inmek zorundaydık. Jon'la konuştum, ilacı unutmamızı ve aşağı inmeye başlamamızı söyledi; Constantin için Greg'i ve Şerpa Chuldim'i gönderiyorlardı. Constantin'i güçlükle kaldırdık, giydirdik. George, Constantin'in kaybolan kramponunun yerine kendininkini verdi.

Greg Child, Constantin'i kurtarmak için herhangi bir kişisel karar vermedi. Jon Tinker ve Russel Brice'ın, iki ekip liderinin kararı üzerine yukarıya gönderildi. Buna ek olarak Greg yalnız başına tırmanmadı, Şerpa Chuldim'le birlikte geldi. Greg, Constantin ve Şerpa Chuldim aynı ekiptendiler, Chuldim onların ekibinin Şerpası ya da Serdarıydı. Eğer benim de bir sorunum olsa Kamp 3'e bana yardım etmeye benim Tırmanma Serdarı'm Babuchhiri veya onun Şerpalarından biri gelirdi, diğer Şerpalardan veya Russel Brice'ın ekibinden biri değil. Biz iki ayrı ekiptik ve her rehber veya Şerpa kendi ekip elemanlarından sorumluydu. Greg ayrıca iki tüp oksijenle tırmandığını söylüyor. Ben hiç oksijen tüpü görmedim, ama eğer taşıdılarsa da ancak bir tüp taşımış olabilirler, iki değil. Çünkü yukarıya yalnızca Constantin için çıktıklarını biliyorlardı. Yukarı çadırlarda benim aradığım ilacı ve bir miktar suyu taşıdıklarını biliyorum. Şahsen ben bir gece önce oksijenle uyumamıştım, bu nedenle benim aşağı inmek için oksijen talep edebileceğim düşüncesi saçmadır ve zaten Kamp 3'te yeterince oksijenimiz vardı.

8- Daha sonra Mahruki ortaya çıktığında, bir çığ yatağı eğiminde sendeleyerek yürüyordu, bir uçuruma doğru sürükleniyordu. Bir ipe bağlanmasını söyledimse de reddetti ve ihtiyacı olmadığına dair birşeyler mırıldandı.

Öncelikle, Everest'in kuzey sırtı rotasında ilkbahar mevsiminde 7000 metrenin üstünde herhangi bir çığ tehlikesi yoktur. 7600 metreden sonraki rota kayaların üzerinde ilerler, bu nedenle temel olarak son 60-70 metreye kadar kayalara veya sert kara tırmanırsınız.

"Daha sonra Mahruki ortaya çıktığında", sözleri benim Constantin'in arkasında bir yerlerde olduğum anlamına geliyor. Buna rağmen ben Constantin'in arkasındaydım, onun da önünde George olmak üzere hepimiz birbirimize bağlı olarak birlikte iniyorduk. İplerimizi kullanarak Constantin'i güvenli bir şekilde indirmeye çalışıyorduk. Ben onu aşağıya indirmeye çalışırken, George aşağıdan hareketlerini kontrol etmeye çalışıyordu. Bu, yolumuzun en zor kısmıydı, çünkü iki veya üç kişinin yanyana yürümesi imkânsızdı. Burası, az çok bir tırmanma zeminiydi, ancak 7800 metreden sonra iki ya da üç kişinin yanyana yürümesi mümkün oldu. Bu yöntemle Constantin'i 300 metre aşağıya indirdik ve 7900 metrede Greg ve Chuldim'le karşılaştık. George ve ben kendimizi Constantin'in emniyetli inişini yönlendiren ipten çözdükten sonra bu işi onlar üzerlerine aldılar. Merhabalaşıp kısa bir süre konuştuk, termoslarından biraz su içtim ve daha sonra kendi başıma aşağı inmeye devam ettim. Greg'le aramızda benim iplere bağlanmama dair herhangi bir tartışma geçmedi.

9- Himalaya deneyimi olan kişiler, 8000 metrenin üzerinde bilinç açıklığının neredeyse imkânsız olduğunu bildiklerinden bu ikisinin ümitsiz durumlarına bakarak neredeyse ölmek üzere olduklarını kavrayamamaları anlaşılır oluyor.

Everest tırmanışım süresince durumumda ümitsiz bir taraf yoktu. Daha önce defalarca ölümle yüzyüze geldim ama Everest tırmanışımda değil. 8000 metrenin üzerindeki bilinç yitimine dair Greg'in söyledikleri doğrudur, ancak ilginç olan bu etkinin iki yıl sonra, oturup bu hikâyeyi yazdığı zaman bile onun için sürüyor olmasıdır.

10- Ancak bu çifti kurtarırken tuhaf bir şekilde gördüğüm bazı şeyler Everest'teki problemleri sezdirerek beni endişelendirdi: Hazırlıklara karşı nedensiz bir lakaytlık, bariz bir ben-öncecilik, spor ve dağ karşısında su katılmamış bir saygısızlık.

Everest tırmanışım boyunca kurtarılmadım ve kurtarılmama hiç gerek olmadı. Kurtarma operasyonu ikimiz için değil, yalnızca Constantin içindi. Anlaşılan o ki Greg'in egosu Constantin'i kurtardığı iddiasıyla tatmin olmuyor. Şerpa Chuldim'le tırmandığını atlaması bir yana, utanmazca beni de kurtardığını iddia ediyor. Gerçekte bu iddiasıyla, yazısında, bariz ben-önceciliğe iyi bir örnek teşkil ediyor.

 

Greg'in yazısından oldukça geç haberim oldu. Buna rağmen benim için yine de olaylar yeterince taze olduğu ve dağda birlikte olduğum birçok insan neler olup bittiğini tam olarak hatırladığı için şanslıydım. Olayları olduğu gibi anlatmaları ricama saygı gösteren herkese müteşekkirim. Bugün bana rahatsızlık veren soru, Greg gibi iyi bir dağcının bunu niye yaptığıdır. Sanıyorum ki dağcılık sporunun kendi gururu ve şerefi ona yeterli gelmedi, bir kahraman olmak istedi. Gerçekten ne Greg'le ne de onun kahramanlık arzusuyla bir derdim var. Yalnızca bunu benim üzerime basarak yapmasını istemiyorum, o kadar!

Nasuh Mahruki İlgili Yorumlar

"Senin birinin yardımına ihtiyaç duyduğundan bahsedildiğini hiç işitmedim. Jon Tinker bana o zaman sorunsuz bir tırmanış yaptığını ve aşağıya inmekte olduğunu söylemişti. Bütün söylenen buydu. Eğer bir yardıma ihtiyacın olmuş olsaydı haberim olurdu. Greg'in seninle ilgili kafasının nasıl karıştığını anlayamıyorum ama Constantin'in aşağıya inmesine yardım ettiğini biliyorum."

Henry Todd; Bir Diğer Ekibin Lideri

"Mahruki'nin ekibinin lideri Jonathan Tinker'la konuştuğumda yazdığım 7 Haziran 1995 tarihli notlarım Mahruki'nin 17 Mayıs'ta Everest zirvesi'ne ulaştığını; ve yine Tinker'ın benim için yazdığı zirve yapanlar listesi de Mahruki'nin sabah 10:30'da zirveye ulaştığını gösteriyor."

 

Elizabeth Hawley; Gazeteci ve Dağcılık Dergilerinin Danışmanı

"[Constantin] sonunda 8250 metredeki kampa gelmeyi başardı ve orada hem Nasuh hem George onunla ilgilenmeyi bıraktılar. Ertesi gün inişe geçtiklerinde Constantin'i aşağı indirmek için yardım geleceği ortaya çıktı. Nasuh'un, George'un ve Constantin'in zirve günü olan 17 Mayıs öncesi ve sonrasında dağdan aşağı inmek için yardıma ihtiyaç duyan tek kişi Constantin Lacatusu'dur, Nasuh Mahruki değil. Birkaç gün sonra Merkez Kamp'ta dağdan henüz inmiş olan Nasuh ve George'la karşılaştım. İyiydiler ama oldukça yorgun görünüyorlardı. Nasuh, Rus dağlarına tırmanarak bir kişinin alabileceği en yüksek onurlardan birini almış, bir Kar Leoparı olarak karşılaştığım en güçlü dağcılardan biridir. Nasuh'la en son 1998 ilkbaharında Himalayalar'da karşılaştım. 25 saatlik bir tırmanıştan sonra Lhotse Dağı'na başarıyla tırmanıyordu. Zirve günü Kamp 3'ten Kamp 4'ü atlayarak zirveye çıktı ve uyumak için tekrar Kamp 3'e indi. Nasuh hakkında, 18 Mayıs 1995 günü Everest'ten kurtarılmak zorunda kalınan kişinin o değil de Romen Constantin Lacatusu olduğunu söylemek dışında daha fazla bir şey söylemeye gerek yok."

Tim Rippel; Constantin Lacatusu'nun Kanadalı Dağ Rehberi

"Nasuh ve George zirveye yanlarında Şerpa olmaksızın tırmandılar ve hiçbir sorun yaşamadan geri döndüler.

O günlerde Nasuh'un başının dertte olduğuna veya herhangi bir yardıma ihtiyaç duyduğuna dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Ben Serdar olduğumdan ekibimizden biriyle ilgili bir sorunu kesinlikle duyardım. Çünkü bir sorun olduğunda veya grubumuzdan birinin kurtarılması gerektiğinde bunu bizzat benim veya Şerpa Ghelu'nun veya grubumuzdan başka bir Şerpanın çıkıp yapması gerekir. ... Nasuh için herhangi bir yardım istendiğini veya onunla ilgili bir sorun olduğunu kesinlikle hatırlamıyorum."

Babu Chhiri Şerpa [sic]; OTT Ekibi'nin Tırmanma Serdarı

"1995 İlkbaharı'nda Everest'teyken, ne Greg'den, aslına bakarsanız ne de ekibimizin hiçbir üyesinden Greg'in yazısında o yıla dair sözünü ettiği yorum ve aktarımlardan hiçbirini duymadım."

Pat Falvey; OTT Ekibi'nin İrlandalı Üyesi

"Bütün bir öğleden sonrası içinde Nasuh Mahruki'nin herhangi bir sıkıntıya düşmüş olduğuna dair birşey duyduğumu hatırlamıyorum. Greg Child'ın yazısını okuduğumda yorumlarına oldukça şaşırdım. Greg şüphesiz en iyi dağcılardan biri, ama bazen bakış açısı niye bu kadar katı oluyor anlayamıyorum. Bu durumda, Nasuh'un tırmanırken sendeleyerek yürüyüp yürümediğine dair fikri ne olursa olsun, bu, onun bakış açısıyla ilgili bir sorundur. Kişisel olarak katılmış yaklaşık yetmiş dağcının iki ekibe ayrılıp bir tür koalisyon oluşturarak (OTT/ Jon Tinker ve Russel Brice) gerçekleştirdiği Tibet ziyaretindeki iki ay boyunca Nasuh'un dağda bir sorun yaşadığına dair hiçbirşey duymadım. Ayrıca dönüşte Katmandu'da başka birkaç dağcı ve Greg'le yediğimiz öğle yemeği boyunca, Greg böyle birşeyden hiç bahsetmedi. Nasuh'un 8200 metredeki son kamptan 8600 metreye kadar oksijensiz tırmandığından da bahsetmek istiyorum. Daha sonra zirveye (o noktaya dek oksijensiz olarak kendi taşıdığı) oksijen tüpüyle yürüdü. Kendi deneyimlerimden bu yükseklikte oksijensiz kalmanın ne demek olduğunu bildiğimden, zirve günü yukarıya yolun üçte ikisini oksijensiz tırmanmış bir dağcının aşağı inerken güçsüz görünmesinin anlaşılabilir bir şey olduğunu söyleyebilirim, ama aynı zamanda, oksijen almış bir dağcının, diğerinin yürüyüşünü eleştirmesi sanıyorum uygunsuz birşeydir. Her neyse, ben Nasuh'la ilgili bir sorun olduğuna dair hiçbirşey işitmedim."

Jeff Shea; OTT Ekibi'nden Amerikalı Dağcı

"17 Mayıs 1995'te Everest Dağı'na tırmandım. Sabah 08:15'de zirveye vardım. Bu yüzden herkes Nasuh'a herhangi bir yardımda bulunamayacağımı anlayabilir.

NASUH EVEREST'E KENDİ BAŞINA TIRMANDI.

Daha sonra Kamp 3'e (8200 m) geri geldim. Döndükten sonra 11:00'de ekip liderimiz Jon Tinker'a telsizle, yardıma ihtiyacı olan birinin olup olmadığını sordum. Jon, o saate kadar hâlâ zirveye ulaşmadığından Constantin'in yardıma ihtiyacı olabileceğini, bu nedenle Kamp 3'ten ayrılmamamı istedi. Nasuh'la ilgili herhangi birşeyden bahsetmedi. Nasuh'un Kamp 3'e ne zaman geri döndüğünü hatırlamıyorum, ama HERHANGİ BİR YARDIMA İHTİYACI OLMADIĞINI kesinlikle hatırlıyorum.

Constantin kampa oldukça geç bir vakitte, karanlık çöktükten sonra geldi. Telsizle Jon'la konuştum ve Constantin'in gerçekten bitkin bir durumda olduğunu söyledim. Nasuh, o geceyi atlatamayacak bir durumda değildi. Sadece Costantin zor durumdaydı.

Ertesi sabah Nasuh, Constantin ve ben hep beraber aşağıya inmeye başladık. Sanıyorum ki bir gün önce Constantin hem buz çekicini hem de bir kramponunu kaybetmişti. Bu yüzden aşağıya güvenli bir şekilde inebilmek için Kamp 3'ten bir buz çekici aldı.

Kramponlarımı Constantin'e verdim. Ben Constantin'in altında aşağıya iniyordum, Nasuh Constantin'e bağlıydı ve onu herhangi bir düşmeye karşı korumak için onun arkasından iniyordu. Çok bitkin olduğundan Constantin'i herhangi bir düşmeye karşı korumaya çalıştık ama o aşağıya kendi başına yürüdü. Bir şey daha var; Nasuh kesinlikle ümitsiz bir durumda değildi."

George Kotov; Nasuh Mahruki'nin Rus Rehberi

"Nasuh, ciddi, yüksek irtifalı tırmanışlarda oldukça nitelikli deneyimleri olan çok güçlü bir dağcıdır. Everest'e tırmanmak için gereken niteliklere kesinlikle sahipti.

Dağdaki performansı gerçekten mükemmeldi. Yeni bir bölgenin koşullarına çok iyi uyum sağladı ve oldukça hızlıydı. Dişinin abse yapması üzerine Katmandu'ya geri dönmüş ve gereken tedaviyi yaptırıp geri gelmişti. Döndüğünde çok hızlı ve yetenekli bir dağcı olan OTT Ekip Rehberi George Kotov'la bir ekip oluşturdular. Everest tırmanışları olaysız geçti. İkinci basamağın ayağında açıkta gecelemiş başka bir ekipten Amerikalı bir dağcının bulunmasıyla, benim, Nasuh ve George için ayarladığım Şerpa desteği ciddi bir biçimde azaldı. Buna rağmen George'un ve Nasuh'un zirveye tırmanmaya devam etmelerine izin verdiğim için çok mutluyum. Çünkü bunu çok iyi bir şekilde başardılar.

Birçok kişinin zirve yaptığı o gün, George ve Nasuh Constantin'in kurtarılmasında canla başla çalıştılar. İkisi de kusursuz bir şekilde davrandı ve başka bir insana yardım etmek için gözlerini kırpmadan kendilerini zorladılar, performanslarından gurur duyuyorum.

Nasuh Everest'te kurtarılmadı. Gerçekte o, başka bir ekibin üyesine, zirveden dönerken korkunç zorluklar yaşayan Constantin'e yardım etti.

Jon Tinker; OTT Ekip Lideri

Ertesi gün "Merkez Kamp'a vardım. Ben oradayken yapılan bütün telsiz konuşmaları Constantin'in kurtarılmasına dairdi ama Nasuh'un kurtarılmasından bahsedildiğini hatırlayamadım."

Graham Ratcliffe; Henry Todd'un Takımından İngiliz Dağcı

"Ertesi sabah, George ve Nasuh, Constantin'in aşağı inmesine yardım ederlerken, Greg Child'la ben, onları karşılamak ve Constantin'e yardım etmek için Kuzey Geçidi'nden yola çıktık. Oksijen tüpünü kimin taşıdığını hatırlamıyorum, ama lazım olması ihtimaline karşı yanımıza bir tüp oksijen aldık. 7950 metre civarında grupla karşılaştık, Constantin'i onlardan aldık ve ABC'ye indirdik. Constantin'e yardım etmek için Kuzey Geçidi'nden yukarı çıkarken, oraya neden gittiğimizi kesinlikle biliyorduk ve asla Nasuh'la ilgili bir sorun olduğuna ya da onun yardıma ihtiyaç duyduğuna dair bir şey duymamıştık. Bunun yanı sıra Nasuh zaten bizim ekibimizden değildi, eğer bir yardıma ihtiyacı olsaydı kendi grubunun (OTT) Şerpaları ona yardım etmeye çıkardı."

Chuldim Temba, Şerpa; Russell Brice Ekibi'nin Tırmanma Serdarı

 

İngilizceden çeviren: Zarife Biliz