Sat09232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Mahruki Ailesi Mahruki Ailesi Büyükbabamın Büyükbabasının Babası Hayatı ve Mezar Kitabesi Döküman (Osmanlıca - Türkçe)

Hayatı ve Mezar Kitabesi Döküman (Osmanlıca - Türkçe)

 

KAPTAN-I DERYA NASUHZÂDE ALİ PAŞA

( ö. 1 Şevval 1237 / 21 Haziran 1822)

A. Peyman Yaman

Osmanlı bahriye teşkilatının en yüksek mevkii olan Kaptan-ı Derya rütbesi (günümüzde Oramiral rütbesi) öncesindeki hayatı hakkında geniş bilgiye sahip olmadığımız Nasuhzâde Ali Paşa’nın Osmanlı hâkimiyetindeki Arnavutluk bölgesinde yaşayan denizci bir babanın oğlu olarak dünyaya geldiği elimizdeki kaynaklardan tespit edilmektedir.[1] Denizcilik konusundaki bilgisi ve maharetiyle dikkati çeken Nasuhzâde, devrin Kaptan-ı Derya’sı Küçük Hüseyin Paşa (ö.1803) tarafından tersaneye kabul edilmiş, kısa süre içinde gösterdiği başarılar göz önüne alınarak 1810 yılında donanma ümerası (kaptan) sınıfına terfi etmiş,[2] 1812 yılında ise Kaptan-ı Hümayun payesiyle kalyon kaptanlığına getirilmiştir.[3]

Bir süre sonra bilinmeyen bir sebeple bu görevinden ayrılan Ali Paşa, meşhur tarihçi Şânizâde’nin de ifade ettiği gibi[4] denizcilikte şöhret ve maharet sahibi olduğundan, aynı göreve devrin padişahı II. Mahmud’un aşağıda ifade edilen Hatt-ı Hümayun’u[5] ile tekrar getirildi:

Kudvetü’l-emâcid ve’l-a’yân sâbıkan kapudâne-i hümâyûnum kalyonu kapudânı Nasûhzâde Mîr Ali zîde mecduhû tevkî’-i refî’-i hümâyûnum vâsıl olacak mâlum ola ki senin fenn-i deryâda mahâretin ve kapudânelikde bulunduğun müddette me’mûr-i hidemât-i seniyyemde sa’y u sadâkatın müsellem ve ehliyet ve kabiliyetin cihetiyle halefine rüchâniyetin emr-i gayr-i mübhem olmasından nâşi kapudâne-i hümâyunum kalyonu kapudanlığı sana tevcîhi bâbında deryâ kapudânı düstûr-i mükerrem müşîr-i müfehhem nizâmü’l-âlem vezîrim Abdullah Paşa edâmallâhu teâlâ iclâlehu arz u iltimas eylediği ecilden, hakkında mezîd-i inâyet-i şâhâne ve mezîd-i re’fet-i seniyye-i şâhânem zuhûra getirülüb, işbu iki yüz otuz dört senesi şehr-i Ramazanü’l-Mübârek’in yirmi ikinci gününde avâtıf-ı aliyye-i mülûkânem ve avârif-i behiyye-i hüsrevânemden[6] şeref-yâfte-i zuhûr olan hatt-ı humâyûn-i şeref-makrûnum mu’cebince kapudâne-i hümâyûnum kalyonu kapudânlığın maaş ve ta’yînât-i ma’lûmesi ile sana tevcih ve inâyet idüb i’lâmiçün…… ta’yin olunmuşdur.[7] Buyurdum ki hatt-ı hümâyûn-i inâyet-makrûnumla sâdır olan fermân-ı celîli’l-kadrım ve vezîr-i müşârunileyhin arz u iltimâsı mu’cebince zikrolunan kapudâne-i hümâyûnum kapudanlığa maaş ve ta’yinât-ı ma’lûmesi ile târih-i merkûmdan sen mutasarrıf olasın, şöyle bilesin, alâmet-i şerîfe i’timâd kılasın.

Tahrîren fi’l-yevmi’s-sânî ve’l-işrîn min şehr-i Ramazâni’l-Mübârek sene erba’a ve selâsin ve mieteyn ve elf. (22 Ramazan 1234/ 15 Temmuz 1819)[8]

Hatt-ı Hümayun’un günümüz Türkçesiyle çevirisi şu şekildedir:

Onur ve şeref sahiplerinin önderi, daha önce Amiral gemisi kaptanı olan Kumandan Nasuhzâde Ali’ye – ululuğu, şanı artsın – ulaşacak yüce buyruğum şöyledir: Senin denizcilikteki ustalığın ve kaptanlıkta bulunduğun sürede gösterdiğin çalışma gayretin ve bana olan sadakatin herkes tarafından kabul edilmiştir. Yetki ve beceriklilik bakımından senden önce görevde olan kişiye üstünlüğün ise tartışılmazdır. Amiral gemisi kaptanlığı rütbesinin sana verilmesi konusunu, kanun ve düzen üzere hareket eden vezirim Amiral Abdullah Paşa –Allah, ululuğunu devamlı kılsın– bana bildirerek seni tavsiye etmiştir. Hükümdar sıfatıma yakışacak şekilde sana yardım ve merhamet ederek, iki yüz otuz dört (1234) senesi kutsal Ramazan ayının yirmi ikinci gününde (22 Ramazan 1234 / 15 Temmuz 1819) karşılık beklemeden gösterdiğim iyilik ve hediyelerle şeref bulan bu fermanım gereğince, Amiral gemisi kaptanlığı görevi maaşı ile bir kısım erzakın sana verilmesine karar verilerek, …… ( isimli kişi), sana bunu bildirmek üzere görevlendirilmiştir. Bu yüce fermanım ve vezirim Abdullah Paşa’nın ricası gereği, adı geçen Amiral gemisi kaptanlığı görevi için verilecek maaş ve erzakın belirtilen tarihten itibaren kullanım hakkı sana aittir. Bu şerefli belgeye güvenip dayanasın. Bin iki yüz otuz dört senesi Ramazan ayının yirmi ikinci günü yazılı olarak bildirilmiştir.”

Özellikle Avrupa ülkeleri ve Rusya’nın kışkırtmalarıyla Mora ve Arnavutluk bölgesinde Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsızlıklarını kazanmak üzere siyasi bir örgüt içinde teşkilatlanıp 1814 yılında Rusya’nın Odessa kentinde Emmanuel Ksanthos, Nikolaos Skufas ve Athanasios Tsakalof adlı üç tüccar önderliğinde Filiki Eterya Derneği’ni kuran Rumların ardından, yine bu bölgede oğullarıyla birlikte bağımsız bir devlet kurma aşamasına gelmiş olan Tepedelenli Ali Paşa’nın Yanya Valiliği görevinden azledildikten sonra başlattığı isyan hareketini ve Rum korsanların faaliyetlerini bastırmak üzere önce Yanya Seraskeri Hurşit Ahmet Paşa, ardından Nasuhzâde Ali Paşa, Tepedelenli’nin üzerine gönderildi. Preveze ve Nadra sularında oldukça zorlu geçen deniz manevraları neticesinde tüm donanmayı birleştirip Serasker [9] tayin olunan Ali Paşa’ya (5 Muharrem 1237 / 2 Ekim 1821),[10] âdet gereği padişah tarafından bir top ala samur ve 100 kese harçlık hediye edildi.[11]

Rumların Eflâk-Buğdan’dan başlayıp Yanya’dan bütün Mora’ya yayılan bağımsızlık kazanmaya yönelik yağma ve saldırıları kısa sürede Ege adalarına da sıçradı. Cüretleri artan Rum asilerin Sakız Adası’na tecavüzleri, böyle giderse Akdeniz Boğazı’na bile hücum etmeleri muhtemel olduğundan boğaz ve sığınaklar takviye edilerek Kaptan-ı Derya Ali Paşa komutanlığında donanmadan birkaç gemi adaya gönderildi.[12] Sakız önüne gelindiğinde eşkıya gemileri donanmayı görünce firar ettiklerinden kale muhasaradan kurtarıldı.[13] Muhasara ardından Sakız Adası muhafızı Vahîd Mehmet Paşa, Nasuhzâde Ali Paşa’dan birkaç gemi isteyerek İspara Adası’na da hücum etmeyi düşünmüşse de Ali Paşa buna razı olmadı ve birbirlerini padişaha şikâyet ettiler. Sonuçta Vahîd Paşa vazifesinden istifa ederek Anadolu’da görevlendirilmeyi talep etti,[14] yerine Sakız’da ikamete memur bulunan Abdi Paşa muhafız tayin edildi.[15] Ayaklanmayı bastırmak üzere görevlendirilen Kaptan-ı Derya Ali Paşa’nın sancak gemisi bu sıralarda Sakız açıklarında iken Avusturya bandıralı bir başka gemi sahilde demirlemişti. Gemi kaptanı, Ali Paşa’yı ziyaret talebinde bulunarak ertesi sabah suları terk edeceğini bildirdi. Bu talep şüpheli bulunsa da kabul edildi. Kısa bir süre sonra limandan ayrılan geminin sahte Avusturya bayrağı kullandığı, bölge ve donanmanın durumunu tespit için gelen Rum asiler olduğu anlaşıldı.[16]

İsyanın mimarlarından Konstantin Kanaris, Kaptan-ı Derya Ali Paşa’nın ulağı Ömer’in ifadesine göre gece karanlığından yararlanıp Ali Paşa’nın sancak gemisi üzerine siyah yelkenli burlota[17] sevk ederek yangın çıkardı.[18] Çıkan yangını söndürmek ve gemiyi kurtarabilmek için çabalayan Ali Paşa’nın üzerine bu sırada yanmakta olan bir enkaz parçası isabet etti ve denize düşerek boğuldu.[19] Ertesi gün cesedi Sakız yakınlarında Değirmen Altı’nda askerleri tarafından bulunup kale içinde toprağa verildi. Kişisel eşyaları İstanbul’a ailesine gönderilerek[20] yerine Muhtar Bey geçici olarak Kaptan-ı Derya tayin edildi.[21] Bu elim hadise gerçekleşmemesi halinde, Kaptan-ı Derya Ali Paşa’nın isyanları bastırmak için Çeşme’de hazırlanmakta olan diğer askerleri Sakız’a geçirdikten sonra Mora'ya gönderilmek üzere görevlendirildiğini tarihi belgelerden öğreniyoruz.[22]

Kendisinden sonra gelen nesli, Nasuhzâde Ali Paşa’nın bu elim kaza neticesinde vefat etmesinden dolayı Arapça “ateşte yanmış” anlamına gelen Mahrûkî lakabı ile tanınmıştır.

Bazı Yunan kaynaklarına göre Ada’da yaşayan 42000 Sakızlının katledildiği, 50000 kişinin esir alınıp 23000 kişinin sürgüne gönderildiği[23] bu ayaklanma Avrupa’nın önde gelen sanatçılarını da etkiledi. Eugéne Delacroix’nın “Les Massacre de Scio” adlı meşhur tablosuna ve Victor Hugo’nun “L’Enfant” şiirine ilham kaynağı olan Sakız isyanı, sürgüne gönderilen Sakızlıların Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde oluşturduğu Sakız Diasporası tarafından katliam olarak tanıtılmakta ve bu yönde dünyada kamuoyu yaratılmaya çalışılmaktadır.

2005 yılında Sakız Adası kale içindeki mezarlıkta bizzat tespit ettiğimiz Nasuhzâde Ali Paşa’nın mezar taşında şu ifade yer almaktadır: (6)

Hüve’l-Bâkī

Server-i deryâ şeref-bahş-i donanmâ-yı şerîf

Revnak-efzâ-yı vezâret dürr-i bî-hemtâ ferîd

Şâhbâz-ı evc-i ulyâ şehsuvâr-ı nâmdâr

Kahramân Tayyâr-ı sânî fenn-i deryâda vahîd

Şîr-i meydân-ı şecâat bir vezîr-i ercümend

Ol Nasûh-zâde Ali Paşâ-yı deryâ-dil reşîd

Dîn [ü]devlet hizmetinde nakd-i ömrîn bezl idüb

Buldu unvân-ı vezâretle zihî fevz-i mezîd

Lenger-endâz-ı ikāmet Sâkız önünde iken

Keştîsîn tezvîr ile âteşleyüb Rûm-i pelîd

Kâmrân el-hakk kemâl üz[r]e cihânda ölmeden

Destine sundu ecel sâkīsi câm-i nâ-ümîd

Yazdı târîhin Fürûğî hem dahî ol-demde kim

Cân virüb oldu Ali Paşâ gemisiyle şehîd

Sene 1237 Şevval fî gurre (21.06.1822 Cuma)

Nûri Dede

Mezar taşındaki ifadenin Türkçe çevirisi şu şekildedir:

Bâki kalan Allah’tır

Denizin efendisi; şerefli, kutsal donanmayı şereflendiren

Vezirlik makamının güzelliğini artıran, eşsiz, benzersiz inci tanesi

En yüksek doruğun yiğidi, meşhur at binicisi

Câfer-i Tayyâr’ın kahramanlığı gibi ikinci Tayyâr, deniz ilminde tek

Yüreklilik meydanının aslanı, itibarlı bir vezir

Deniz gibi engin gönüllü, doğru yol tutan Nasuhzâde Ali Paşa

Din ve devlet hizmetinde ömür sermayesini harcayıp

Vezirlik mevkiiyle; artıp çoğalan üstünlüğü buldu

Sakız önünde demirli iken

Gemisini hileyle, alçak Rum ateşe verip

Hakikaten, dünyada arzularına kavuşmuş olarak, huzur içinde ölmeden

Ecel şerbetini dağıtan, ümitsiz ecel kadehini Ali Paşa’nın eline sundu

Fürûğî o zamanda vefat tarihini yazdı

Ali Paşa gemisiyle can verip şehîd oldu

Sene 1237 Şevval ayının ilk günü (21 Haziran 1822 Cuma)

 



[1] Mehmed Hafid Efendi, Sefînetü’l-vüzerâ, (Nşr. İsmet Parmaksızoğlu), İstanbul, 1952, s.67

[2] Mehmed Hafîd, a.g.e, s.67; Râmizpaşazâde Mehmed İzzet, Harita-i kapudanan-ı derya, y.y, 1868, s.206–207; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, (Haz. Nuri Akbayar), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1996, C. I, s. 293.

[3] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MD., 239/ 655; Zekeriya Kurşun, Nasuhzâde Ali Paşa, Yayınlanmamış Biyografi Makalesi, s.2-3.

[4] Şânizâde Mehmed Atâullah Efendi, Şanizâde Tarihi, Ceride-i Havadis Matbaası, 1873, C.IV, s.113.

[5] Hatt-ı Hümayun: Genelde padişahların el yazılarına verilen isim olup, padişah imzasını taşıyan yazılı tebliğ ve emirler anlamında kullanılmaktadır.

[6] Avârık-ı behiyye-i hüsrevânemden ifadesi, avârif-i behiyye-i hüsrevânemden şeklinde düzeltilmiştir.

[7] Bildirim için tayin olunan kişinin ismi yazılmamıştır.

[8] Safvet, Filasalar: Bahriyemiz Tarihinden, İstanbul: Matbaa-i Bahriye, 1911, s.10-11; Kurşun, a.g.m., s.2-3. Bu tarih Sicil-i Osmânî’de 19 Safer 1237 (15 Kasım 1821) olarak verilmektedir.

[9] Serasker: Osmanlı Devleti’nde önceleri seferdeki orduya kumanda eden vezir, sonraları da Millî Savunma Bakanı’na verilen ad.

[10] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, MD.239, s.270, hüküm 1007.

[11] B.O.A., Ayniyat Defteri 574, s. 12; HAT. D.747, 35280.

[12] B.O.A., HAT. D. 872, 38761; HAT. D.868, 38591/B

[13] B.O.A., HAT. D.932, 40382.

[14] B.O.A., HAT. D. 853, 38209/G

[15] B.O.A., HAT. D. 750, 35435.

[16] B.O.A., HAT. D. 884, 39067/C; Filiz Yaşar, Yunan Bağımsızlık Savaşı’nda Sakız Adası, Ankara, 2005, s.106–107; IYılmaz Öztuna, II.Mahmud, Ankara : Kültür Bakanlığı, 1989, s.64.

[17] Burlota: Yanıcı ve patlayıcı madde yüklü, düşman gemilerinin yanına giderek sabotaj yapmaya yarayan, yelken ve kürekle hareket eden çok süratli ateş gemisi. Ateş-i Rum, ateş-i bahri de denilen bu gemilerin ambar ve diğer yerlerine yanıcı patlayıcı eczalar, zift, katran fıçıları ve “Feu Gregois” denilen Rum ateşi doldurulurdu. Daha çok limanda demirli düşman gemilerini baskın şeklinde yakmak için kullanılan bu gemiler, düşman donanması üzerine sevk edilir, belli bir mesafeye yaklaşınca içindeki mahir ve gözüpek denizciler gemiyi tutuşturup kıç taraftan denize atlarlar, yüzerek ateş gemisinin yedeğindeki sandala binerek geri dönerlerdi.

[18] B.O.A., HAT. D.867, 38582/B.

[19] B.O.A., HAT. D. 867, 38582/G; Christophorus Plato Castanis, The Greek Exile, New York: Cultural Chapter of the Chian Federation, 2002, s.60-61; Alexander Vlasto, A history of the Island of Chios A.D 70-1822, London, 1913, s. 164; Philip Argenti, The Massacres of Chios Described in Contemporary Diplomatic Reports, (edited with an introduction by Philip Argenti). John Lane/The Bodley Head, Londra, 1932, s. xxix-xxx.

[20] B.O.A., MD. 240 174/592.

[21] B.O.A., HAT. D. 867, 38582 K.

[22] B.O.A., HAT. D. 865, 38561; HAT. D. 931, 40342/O; HAT. D. 884, 39067/C.

[23] Philip P. Argenti, The Massacre of Chios (reviewed by Paul F. Shupp). The Journal of Modern History. Vol. 5, No. 3 (Sept. 1933), s. 414.