Thu06292017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Medya Medya Nasuh Mahruki Röportajları Nasuh Mahruki: Kendi Everest’ine tırmanan toplumlar yücelir

Nasuh Mahruki: Kendi Everest’ine tırmanan toplumlar yücelir

Nasuh Mahruki, 20 yaşındayken basit bir duvar ilanının peşinden merakla ve heyecanla giderek başlayan bir başarı hikâyesinin başrolünde. Everest’e ikinci tırmanışını gerçekleştiren Mahruki, kendi Everest’ine tırmanmaya devam ediyor.

Bir evin kapısındayız… Bu kapı diğer evlerinkine benzemiyor. Belki puslu ve yağmurlu bir İstanbul gününün kasveti de eklenince bu büyük kapılar, içeriden taşan büyük ağaçların dalları bize Himalayalar’da bir tapınağın kapısına gelmişiz hissi veriyordu. Aslında biz gerçekten bir doğa tutkununun tapınağına giriyorduk… Nasuh Mahruki’nin aile yadigârı evinin daha kapısından adım atarken içeride bir tapınağın bizi beklediğini anladık. Bahçede bizi havlayarak karşılayan devasa Asya Kurdu da hayalimizdeki sahneyi tamamladı… 1992 - 1994 yılları arasında, Sovyet Asya’nın en yüksek beş dağına tırmanarak, Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen “Kar Leoparı” unvanını alan az sayıdaki Batılı dağcıdan biri olan Nasuh Mahruki, bu unvanı 26 yaşında alan en genç dağcılar arasına da girmiş. 1996 yılında kurulan AKUT’un kurucu üyesi Mahruki, doğa, insan ve vatan sevgisini yaşatabildiği her alanda yaşatan bir eylem insanı. Sizi Nasuh Mahruki’nin dopdolu hayatından kısa bir kesitle baş başa bırakıyoruz…

 

‘DOĞA VE HAYVANLARLA HEP İÇ İÇEYDİM’

Öncelikle okuyucularımıza çocukluk ve okul yaşamınızdan, hayatınıza yön veren ilk adımlarınızdan bahseder misiniz?

Çocukluğumdan itibaren ben doğaya ve hayvanlara çok düşkündüm. Bu ev benim büyükbabamın 50 yıl önce yaptırdığı bir ev. Bahçesinde birçok hayvan besledim kaplumbağa, keklik… İlk akvaryumumu ilkokulda yapmıştım. Kertenkelelerim vardı, doğduğumdan beri evde babamın köpeği vardı. Hep doğa ve hayvanlar çok iç içe yakın bir ilişkim oldu ve hep onlarla ilgilenmekten keyif aldım. Çok hareketli bir çocukluğum oldu. Üniversitede dağcılık ve dağ sporlarıyla tanışma fırsatım oldu. Üniversiteye kadar böyle bir şey bilmiyordum ama doğaya ilgim çoktu. Bilkent’in ikinci senesinde girdim üniversiteye. Dağcılık kulübü kuruluyor diye ilanlarını görmüştüm. Hoşuma gitti, ben de adımı yazdırdım kayıt oldum. İlk söyleşilerine katıldım. Rahmetli Recep Çatak çok iyi bir dağcıydı, o ve bizim okulda yarı zamanlı öğretim görevlisi bir hocamız Ertan Ercan. İkisi Bilkent’te dağcılık kulübü kurmak istiyorlardı. Ben de ilk kulübe girenlerden oldum. Bir sene sonra da kulübün başkanı oldum ve üç sene de başkanlığını yaptım. Basit bir duvar ilanının peşinden merakla ve heyecanla giderek ne kadar doğru bir adım atmış olduğumu gördüm. Üniversite ortamı çok farklı fırsatlar sunuyor insana. Kulübün adını “Doğa Sporları Topluluğu” yaptık hatta ben adını “DOST” koydum. O zamanlar Türkiye’nin ilk doğa sporları dergisini iki sayı çıkardık üniversitede.  Yamaç paraşütü, aletli dalış ve dağ bisikleti gibi sporlarla uğraşmaktan çok keyif aldım.

 

‘KAR LEOPARI UNVANIYLA BU YOL ARTIK KARİYERİM OLDU’

Kar Leoparı unvanını nasıl aldınız?

1992’de üniversiteden mezun oldum ve diplomamı aldıktan 20 gün sonra Kazakistan’a gittim oradan Kırgızistan’a geçtim. Khan Tengri dağının ilk Türk tırmanışını yapmak üzere. “Bir Dağcının Güncesi” kitabımda anlattığım hikâye. O tırmanış çok başarılı geçti. Kendi yeteneklerimi daha iyi tanıma fırsatım oldu. Yabancı dağcılarla kendimi kıyaslama imkânım oldu. Rusya Dağcılık Federasyonu’ndan çok etkilendim. Çok güçlü ve zengin bir dağcılık kültürleri var. Her şeyi çok profesyonelce yapıyorlar. Khan Tengri tırmanışında “Kar Leoparı” fikriyle tanıştım. Böyle bir unvanın varlığından haberdar oldum. Rusya Dağcılık Federasyonu’nun verdiği bir unvan. Ben de bunun peşinden gitmeye karar verdim. Sovyet Asya’da bulunan iki tane Tien San dağlarında üç tane de Pamir dağlarında bulunan 7 bin metreden yüksek dağlar var. Bu dağların tırmanışlarını tamamlayan dağcılara verilen resmi bir unvan bu. Khan Tengri, Lenin, Korjenevskoy, Communism, Pobeda’ya tırmandım. Ben bu unvanı 26 yaşında aldım ve henüz Türkiye’den bunun tekrarı yapılmadı. Kar Leoparı unvanını alan dağcıların en gençlerinden biriyim. Bu unvanı da almamla beraber bu yol artık benim kariyerim oldu. Hem başarılı ve çok iyi olduğum bir alan hem de çok mutluyum, dağlarda olmaktan zevk alıyorum. Bu sene Everest’e bir daha tırmandım. 1995’te kuzeyden çıkmıştım, 2010’da güneyden Nepal’den tırmandım. Akut’un Antalya lideri Yılmaz’la beraber gittik. Çok keyifliydi 15 yıldan sonra tekrar orada olmak güzeldi. Çok özlemişim…

 

‘STK’LAR ÇAĞDAŞLAŞMANIN GÖSTERGESİDİR’

Çoğunluk sizi Akut’la beraber tanıdı. Böyle bir sivil toplum örgütünün varlığı ülkemiz gibi gelişmekte olan ülke insanları için çok önemliydi. Siz de Türkiye’de STK’ların gelişimine katkınız olduğunu düşünüyor musunuz?

Sivil toplum kuruluşları son derece gerekli ve faydalı kuruluşlar. Çağdaşlaşmanın, demokratikleşmenin, hukukun üstünlüğünün, yurttaşlık sorumluluğunun ve gelişmişliğin de çok net bir göstergesi. 1999 depreminden önceki anlayışımız, her şeyin devletten beklendiği bir yapıydı. Devlet baba gelsin yardım elini uzatsın. Bu çok soyut bir şey, iyi bir şey de olsa kötü bir şey de olsa işin sorumluluğunu biz devletin üzerine atma alışkanlığındaydık. 1999 depremi bunun ne kadar yanlış ve ilkel bir model olduğunu hepimize gösterdi. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Yurdun sahibi olmak bunun çok ötesinde bir şey. Altıncı “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” adlı kitabım tamamen bunlardan bahsettiğim bir süreçti. Sonucu değiştirmeyi hedefleyen eylemsel bir bütünlük olmalı. Ülke sevgisi evlat sevgisi gibi olmalı. Onun daha iyi yerlere gelmesi ve sonucu değiştirmek için bir çabayı da içermeli. 17 Ağustos trajedisinde 45 saniye içerisinde 18 bin insan öldü, 10 milyarlarca dolar para kaybı oldu. Ağır sanayimiz müthiş bir yara aldı. O sırada aklı başında aydın insanlar şunu söylediler: Biz bir şeyleri bu ülkede çok yanlış yapıyoruz ve artık bunları düzeltmemiz lazım. Artık hayata yeni gözlerle bakmamız lazım… Aslında 17Ağustos depremi bizim için bir paradigma değişimi, bir zihin devrimi fırsatıydı. Ne yazık ki bunu kullanamadık. Her şeyin devletten beklendiği düzenin bitip herkesin üzerine düşeni yerine getirmesi gerektiği konusunda bir uyanış yaşandı ama yarım bıraktırıldı…

 

‘HOBİLER YAŞAM KALİTESİNİ YÜKSELTİYOR’

Sizin hobiniz kariyeriniz oldu. Hobiler hakkında düşünceleriniz neler?

Hobiler insanın yaşam kalitesini doğrudan yükselten alanlar. İnsanın kendisiyle baş başa daha çok vakit geçirmesini hem de en iyi haliyle en iyi taraflarıyla her şeye pozitif bakarken daha mutluyken yaptığı bir uğraş. Bu, insanın kişiliğini de çok olumlu yönde etkiliyor. Bugün bir iş başvurusu yaptığınızda hobilerinizi soruyorlar. Yurtdışında bir üniversiteye başvurduğunuzda da hobilerinizi soruyorlar. Hobisi olmayan insan çok tek boyutlu tatsız tuzsuz oluyor. Hobiler insana çok yönlülük de kazandırıyor. Hobilerimizde kişiliğimiz de çok rahat gözlemlenebilir. Yaptığınız hobilerde sizin karakteriniz, kişiliğiniz, yaratıcılığınız ve güçlü taraflarınız da ortaya çıkıyor. Hobi, sosyalliği ortaya çıkarıyor, insanın kabiliyetlerini daha çok sergileyebilme fırsatı veriyor.

 

‘SİGORTA SEKTÖRÜYLE UZUN SOLUKLU PROJELERE GİRDİK’

Sigorta şirketleriyle ortak projelerde sizi sıkça görüyoruz. Akut daha çok depremi çağrıştırıyor ve deprem de sigortayı akla getiriyor. Sigorta şirketleriyle ortak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Sigorta sektörüyle bu yıl ortak iki büyük proje yaptık. Aksigorta ile bir deprem eğitimi üzerine “Hayata Devam Türkiye” adını verdiğimiz projeyi başlattık. Deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenler ve alınması gereken tedbirleri anlatıyoruz. Sonrasına da hazırlık anlamında sigortanın kapatacağı o çok önemli olan boşlukla alakalı bir toplumu bilinçlendirme projesi. Bu yıllara da yayılacak bir proje olarak planlanıyor. İlk aşaması bitti bu sene. İki TIR’ımız var, biri eğitim için diğeri deprem simülatörü. Bu TIR’larla ülkemizde belli bölgeleri dolaştık ve eğitimler verdik. Aynı zamanda sigortalılık bilincini de anlattık. “Hayata Devam Türkiye” derken deprem olsa da sonuçta hayat devam ediyor. Sigortalılık çok önemli. Geride kalanların hayatlarını kaldığı yerden daha kolay devam ettirebilmeleri için deprem sonrasında bu zararların maddi anlamda giderilmesi için sigortayla bu işi çözmeleri gerekiyor. Bu ikisini ilişkilendiren bir proje oldu. Çok değerli 30 sanatçımız projeye destek verdi. Onların mesajlarını kaydettik eğitimlerimizde kullanıyoruz.

 

Liberty Sigorta ile de bir projeniz olduğunu biliyoruz…

Liberty Sigorta ile de “Birimiz Hepimiz, Hepimiz AKUT” adlı çok hoş bir çocuk müzikali hazırladık. Tiyatro Kareyle beraber gerçekleştirdiğimiz üç ortaklı bir proje bu. Deprem itici bir konu, görmesek daha mutlu olacağız. Ama biz depremi hep farklı şekillerde anlatmaya çalışıyoruz. Bir şekilde bunu öğrenmek zorundayız. Deprem, bir tehdit ve gerçek. Bu gerçeği ne kadar kavrarsak ona göre o kadar doğru cevap veririz. Çocuklar için deprem konusunda bilinçlendirmeyi çocuk müzikaliyle yapmayı uzun zamandır istiyorduk. Bu çok etkili hem eğlendiriyor hem düşündürüyor hem güldürüyor, diğer taraftan da fikir veriyor. Oyunu da AKUT gönüllüsü bir arkadaşımız yazdı. Çok keyifli oldu, bu da önümüzdeki yıllarda devam edecek bir proje. DASK’la da doğal afet sigortalarını daha geniş kitlelerde duyurmak için onların da kampanyalarına destek verdik. Sigorta çok çağdaş bir şey, Türkiye’nin de sigorta konusunda artık diğer çağdaş ülkeler gibi gelişmesi gerekiyor. Herkesin sigorta havuzunun içine girmesi gerekiyor ki o yük paylaşılabilsin...

 

“40 YAŞ BİR HESAPLAŞMA İSTİYOR”

Kitaplarınızla ilgili geri dönüşlerden bahseder misiniz?

Kitaplarımda kendi deneyimlerimi anlatıyorum. Benim deneyimlerim de beni hep bir adım daha ileriye götüren, hedefleri belli adımlar. Her yazdığım kitabın bir yerinde bir şekilde kişisel gelişime değiniyorum. Yedi kitabım var, ilk kitabım “Bir Dağcının Güncesi”ni 24 yaşımda yazdım. “Everest’te İlk Türk”, “Bir Hayalin Peşinde”, “Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi”, “Yeryüzü Güncesi”, “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” ve en son daha yeni baskısı tamamlanan “Kendi Everest’inize Tırmanın”. Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir daha değişik bir kitap oldu. 40 yaş hesaplaşması olarak hazırladım. 40 yaşına gelince bir durup oturup yaşamın önüne arkasına bakılıyor. İnsan bir etrafına bakıyor. Ne oldu ne bitti ben ne yaptım, nasıl yaptım neyi eksik yaptım diye sorguluyorsunuz… Bir hesaplaşma istiyor 40 yaş. Çok detaylı AKUT’tan ve ailemden bahsettim bu kitabımda. AKUT’un karşılaştığı bütün o zorluklardan bahsettim tek tek belgeli olarak koydum. AKUT gönüllülerinin niye burada olduklarını anlatan bir bölüm var. Kapsamlı bir kitap ve bu kitabı www.nasuhmahruki.com’dan ve www.akut.org.tr’den pdf formatında indirebiliyorsunuz. Benim kitaplarımın arkasında okuyucu mektupları var. Çok ciddi mektuplar geliyor ve iyi ki geliyor. Bu mektuplar sayesinde ben o 2000-2002 arası kötü dönemimi atlatabildim. Bir şey yapmaya çalışıyorsunuz ve sürekli bütün dünya karşınızdaymış gibi. Yalnızlık duygusu çok rahatsız edici bir duygu. Yüzlerce mektup geldi ve ben o gelen mektuplar sayesinde atlattım o dönemi. Kitabımda da yazdım, her birine teşekkür ediyorum, onlarsız yapamayabilirdim…

 

İLK ADIM: ARAMAK

Ben 1995’te Everest’e tırmanışımdan bu yana 15 senedir motivasyon, kişisel gelişim, liderlik ve takım çalışması konularında seminerler veriyorum. Bunun kitabını yapmayı çok istiyordum, üç sene Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders de verdim. Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir 2007’de çıktı. O kitabın tadını çıkartıp son kitabım “Kendi Everest’inize Tırmanın”a ağırlık vermeye başladım. Üç senedir bütün o notlarımı toparladım ve son bir yıldır gece gündüz üzerinde çalıştım. Müthiş zaman ve emek verdim bu kitabıma. Kitabın temel mesajı şu, herkes Everest’e tırmanamayabilir ama herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır. Sonuçta toplumlar biraz da yurttaşlar kendi Everest’lerine tırmandığı nispette yücelir. Ben iki defa Everest’e tırmandım ama yetmez benim ve benim gibilerin Everest’lerine tırmanmış olması. Bu halkın bu gençliğin özellikle kendini keşfedip kendi potansiyellerinin doruğuna ulaşması gerekiyor. 64 madde var, bu başarının ve mutluluğun yol haritası. Hayatın içinde kendi yerini arama yolculuğuyla başlıyor. İlk adım aramak… Belirli bir mantık çerçevesinde de adım adım ilerliyor ve en sonunda insana hayatın içinde kendi yönünü bulduruyor. Klasik kişisel gelişim kitapları gibi değil çünkü ben pratik bir süreçten geliyorum. Önce konunun teorik ve kavramsal altyapısını anlatıyorum. Sonra kendi hayatımdan pratik süreçlerden bir örnekle pekiştiriyorum. Birkaç tane de dünyadan beğendiğim örnekle destekledim. Önsözünü de Doğan Cüceloğlu yazdı.