Fri12212012

Son Guncelleme09:34:23

Google Translate


Back Makaleler Makaleler Çeşitli Makaleler Türkiye'nin Doğal Afetlerle Mücadele Konuları Üzerine

Türkiye'nin Doğal Afetlerle Mücadele Konuları Üzerine

GİRİŞ:

“Doğal Afetlerle Mücadele” hakkında konuları incelerken öncelikle tanımları ve sınırlamaları içinde yaşadığımız dönemin kaçınılmaz - belirleyici özelliklerine göre bir kez daha yapmamız gerekir. Dünyada meydana gelen doğa olayları, insanların yaşamını önemli ölçüde etkilediğinde doğal afet olarak nitelendirilir. Bir diğer deyişle, doğal afetler toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faaliyetlerini önemli ölçüde aksatan, can ve mal kayıplarına neden olan doğa olayları olarak da tanımlanabilir.

Günümüzde sanayileşme, çarpık yapılaşma, doğanın tahrip edilmesi gibi plansız ve düşüncesiz insan aktiviteleri, bu tür afetlerin etkilerinin artmasına veya yenilerinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bugün için dünyada doğal afet olarak nitelendirilen 31 farklı doğa olayı mevcuttur (Bryant – 1993). Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları coğrafi, meteorolojik, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik faktörlere bağlı olarak ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu bakış açısı ile irdelendiğinde Türkiye, Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerini etkileyen doğal afetlerin zararına daha açık bir konumdadır (De Paratesi – 1989). Bir adım daha özele indiğimizde Türkiye’de gözlenebilirliği ve etkileri bakımından ülkemizi etkileyen doğal afetler öncelikli olarak şunlardır; Deprem, Seller ve Taşkınlar, Orman Yangınları, Dolu Fırtınaları, Çığlar, Donlar, Ormansızlaşma, Kuraklık ve Heyelan. Bunlara ilave olarak bir de şu doğa olayları ülkemizi etkilemektedir; Açık Hava Türbülansı, Asit Yağışları, Buzlanma, Deniz ve Göl Su Seviyesi Değişimleri, Fırtına, Hava Kirliliği, Çölleşme, Sıcak Hava Dalgaları, Sis ve Düşük Görüş Mesafesi, Tornado ve Su Hortumu, Yağmur ve Rüzgar Erozyonu ve Yıldırım Çarpması.

Türkiye’de doğal afetler, gelişmiş ülkelere nazaran çok daha fazla can ve mal kayıplarına neden olmaktadır ve henüz bu duruma yapıcı ve kalıcı bir çözüm tam olarak getirilememiştir. Bu üzücü gerçeğin ışığında doğa kaynaklı afetlerle ilgili çalışmalar yapılırken, doğal afetlerin asıl dikkate alınması gereken tarafının olayın kendisi değil de, doğurduğu sonuç olması ve teknolojik ve insan kaynaklı afetlerin de benzer etkileri olması ve benzer hazırlık, önlem ve çözüm yöntemleri gerektirmesi açısından kavramı “Afet” olarak ele almak ve hepsini birlikte değerlendirmek daha verimli ve doğru olacaktır.

Bu açıklamadan sonra doğru yaklaşım, çağdaş ülkelerde olduğu gibi, afet kavramını Acil Durum Yönetimi penceresinden irdelemek olacaktır.

ACİL DURUM YÖNETİMİNİN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ

Günümüzde  doğal,  teknolojik  ya  da  insan  kaynaklı  afetler  sonucunda  ortaya çıkabilecek  zararların,  insan  hayatı,  mal-mülk  ve  çevre  açısından çok  büyük boyutlarda olabileceği daha iyi anlaşılmıştır. Yaşanan maddi ve manevi kayıplar, her toplumun  bir  eylem  planına  sahip  olması  ve  afetler karşısında  zarar  azaltma çalışmalarına  önem  vermesini  gerektirmektedir.    Bu  nedenle  afetlere  yönelik çalışmaların  tekrar  gözden  geçirilmesi  ve bunun  .Acil  Durum  Yönetimi  kavramı açısından ele alınması kaçınılmaz olmuştur. Acil durum yönetimi her türlü tehlikeye karşı  hazırlıklı  olma,  zarar azaltma, müdahale etme ve  iyileştirme amacıyla mevcut kaynakları organize eden analiz, planlama, karar alma ve değerlendirme süreçlerini kapsamaktadır. Tehlikeler  doğal,  teknolojik  ve  insan  kaynaklı olabilir ve her tür tehlikeye  karşı  ortaya  çıkabilecek  riskler  analiz  edilerek,  acil  durum  yönetiminin amaçları çerçevesinde ele alınmalıdır.

Acil durum yönetiminin amaçları;

• Hayat kurtarmak,

• Yaralanmaları önlemek,

• Mal-Mülk ve çevreyi korumaktır.

Bu  üç  başlık  altında  toplanan  amaçların,  sadece  afet  sırasında  ya  da  sonrasında yapılacak  müdahaleyle  sınırlı  kalmayacağı görülmüştür.  Afetler olmadan  gerekli hazırlıkların ve önlemlerin alınmasının, en az afet sırasındaki etkin müdahale kadar önemli  olduğu,  hatta bunların  bir bütünün parçaları olduğu  ortadadır. Ülkemizde ve diğer ülkelerde yaşanan deneyimlere bağlı olarak acil durum yönetimi, değişmekte ve kapsamı gelişmektedir. Acil durum yönetimi dört evreden oluşur. Ancak bu dört evre bazen çakışabilir, bazen de aynı anda yürütülmesi gerekebilir. Bu özellik, evreler arasındaki kesin ayrımı zorlaştırabilir ancak kavram olarak bu dört evrenin kullanılması yararlıdır.

Acil Durum Yönetimi Evreleri;

Hazırlıklı  Olma:    Planlama,  eğitim  ve  uygulamalarla  herhangi  bir  tehlikeye  karşı hazırlıklı olma, zararları  azaltma,  müdahale  etme  ve  normal  hayata  dönmeyi sağlamada iyileştirme için etkin bir acil durum yönetimi çalışmasıdır.

Zarar  Azaltma:    Çeşitli  tehlikeler  ve  onların  etkileri  sonucu  oluşacak  can  ve  mal kaybından kaynaklanacak zararları uzun dönemde azaltmak veya ortadan kaldırmak için yapılan ve sürekliliği olan çalışmalardır.

Müdahale:   Can ve mal korumak/kurtarmak için acil durum personeli, donanımı ve kaynaklarını kullanarak afetzedeleri tahliye etmek, ihtiyacı olanlara, yiyecek, içecek, barınak ve tıbbi bakım sağlamak, kritik kamu hizmetlerinin çalışmasını sağlamak için acil durum eylemlerinin yürütülmesidir.

İyileştirme:   Toplum  ve  bireylerin,  işyerlerinin ve devlet kurumlarının  kendi kendilerine  çalışabilmeleri,  normal  yaşama dönmeleri  ve  gelecekte  olası  tehlikelere karşı korunmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Acil  durum  yönetiminin  dört  evresi  bir  bütünlük  içerisinde  ele  alınmalı,  afet  öncesi, sırası  ve  sonrasında  etkin  bir şekilde uygulanmalıdır. Bu dört  evre,  doğrusal  olarak ilişkili değil, döngüsel bir ilişki yapısı göstermektedir.  Afet olmadan hazırlıklı olma ve zarar azaltma etkin bir şekilde uygulanmalı, afet sırasında müdahale ve sonrasında iyileştirme  yapılmalıdır.  Elde  edilen  tecrübelere  dayanarak,  iyileştirmeden  sonra, başa dönülerek hazırlıklı olma ve zarar azaltma evrelerine geçilmelidir.  Bu  kavramsal  yaklaşım,  ulusal  düzeyden  en  küçük  idari  birime  kadar  geçerliliğini korur.  Acil  durum  yönetimi  .yaşayan.  bir  yönetimdir,  sürekli  yenilenmeli,  revize edilerek  değiştirilmelidir. Dört evrenin  başarıyla  ve  etkin  uygulanması,  yapılacak organizasyonun  olası  afetler  göz  önünde  bulundurularak  ve  sorumluluğun paylaşılmasıyla gerçekleşir. Yapılan organizasyonların modüler bir yapı içermesi, ilgili birimlerin her dört evre içerisinde kolayca entegre olabilmesini sağlar.  Organizasyon içerisinde uzmanlık  alanları  doğrultusunda  sorumluluk  paylaşımı, etkili bir iletişimin birimler  arasında  olmasıyla,  afetin  kontrol  altında  tutulmasını sağlar. Acil durum yönetiminde dört evrenin entegrasyonu kamu, özel sektör ve gönüllü kuruluşların en üst düzeyde koordineli bir şekilde çalışmasıyla gerçekleşir.

MEVZUATTAKİ TEMEL SORUNLAR VE ÖNERİLER

Genel Değerlendirme;

Ülkemizdeki mevzuat, acil durum yönetimi konusunda alınacak önlemlerde daha çok afet sonrası çabalara ağırlık vermektedir. Bunun yanında, farklı afetlerle ilgili olarak farklı bakanlık ve kurum ve kuruluşların sorumlu tutulması da bir diğer önemli konu olarak ortaya çıkmaktadır. Farklı sektörlere ve uygulamalara bağlı ortaya çıkabilecek afetler yanında doğal afetlerin de çok çeşitli olması, doğal olarak pek çok farklı kurum ya da teşkilatı konu içine dahil etmektedir. Ancak bu noktada önem kazanan konu; acil durumlar öncesinde yapılması gereken  çalışmaların ve planlama faaliyetlerinin en azından tek bir kurum çerçevesi içinde koordine edilerek toplanması söz konusu olabilmelidir.

Bu amaçla ülkemizde yasalarla kurulmuş ve koordinasyon görevi verilmiş birden fazla kuruluşun olması da yetki ve sorumluluklarda karmaşa yaratabilmektedir. Bu nedenle öncelikle  acil  durum  yönetiminde  koordinasyonun  sağlanabileceği bir yapılanmaya gereksinim  duyulmaktadır. Bu kurum,  farklı  bakanlıklara  ve  diğer  kurum  ve kuruluşlara bağlı görev ve sorumlulukları  koordine  edebilecek  şekilde  yönetim hiyerarşisinde uygun konumda olmalıdır.

Acil  durum  yönetimi  yapısı,  merkezi hükümetten  yerel  yönetime  kadar  inen  hiyerarşik bir yapıda olmalıdır. Bu yapıdaki yetki-sorumluluk  ilişkileri  afet planlarında  yer  almalıdır.  Özel  uzmanlık  gerektiren müdahaleler  (kimyasal  madde  sızıntısı vb.) dışında  ilk  müdahale  yerel  kurtarma hizmetleri (itfaiye,  sağlık  hizmetleri,  arama-kurtarma  birlikleri  vb.)  tarafından yapılmalıdır.  Afetin  etkisi  büyüdükçe,  destek  birimleri  dolayısıyla  organizasyon yapısı  büyümekte  ve  komuta  ve  kontrol  merkezi  hükümete  kadar  en  üst  seviyeye ulaşabilecek şekilde tasarlanmalıdır. Bütün çağdaş ülkelerde acil durum yönetimi yapılarının ortak özelliği, afet öncesi ve sonrası sürekliliği sağlamak  üzere  kurulan  ve  tam-zamanlı  görev  yapan  bir koordinasyon kuruluşunun varlığıdır.  Hemen hemen her ülkede bir  ulusal  acil  durum  yönetimi  planı  bulunmaktadır. Genel  çerçeve  niteliği taşıyan bu plan, bölgeye ve afetin özelliklerine göre yerel planların geliştirilmesine katkı sağlayacak esnekliğe sahip bir nitelik göstermektedir. Bazı  ülkeler  ulusal  afet  planının yanısıra  afet  yönetim  standartları  da  geliştirmiştir. Büyük ölçekli kaza riskleri (örneğin nükleer radyasyon sızıntısı) afet planlarında ayrı bir ek olarak yer almış ve alınacak önlem ve müdahale teknikleri, uzman müdahale birimleri  ayrıca belirtilmiş,  gerekli  yasa  ve  yönetmelikler  ayrıca  çıkartılmıştır. Afet planlarının  bir  diğer  ortak  özelliği karşılıklı  işbirliği  anlaşmalarını  da  içermeleridir. Ayrıca,  yerel  afet  planlarının merkezi  hükümet  veya  onun  yetkili kıldığı bir kuruluş tarafından onaylanması gerekliliği de ortak özellikler arasında yer almaktadır.

Planlama;

Çağdaş acil  durum  yönetimi  yapılarındaki  en  temel  özellik;  ulusal düzeydeki  acil  durum  yönetimi  planının  genel  hükümleri  kapsar  nitelikte  olması yanında,  uygulamaya  dönük  yerel  acil  durum  yönetimi  planlarının  ise  bizzat  yerel yöneticiler,  sivil  toplum  kuruluşları  ve  halkın  katılımıyla oluşturulmasıdır.

yapının sürekli güncellenmesi

tüm aşamalarda eşgüdümlü, otonom yapılanma ve planlama

geliştirilmeye açık olma

acil durumla mücadelede kesintisiz, sürekli hizmet verme temel unsurlardır.

Sürekli  güncelleme imkanı ile,  modele  canlı  bir  yapı  kazandırılmalıdır.  Statik  ve  durağan  bir yapı  yerine  kendini  yenileyebilen,  çevresel  koşullar  ve teknolojik değişikliklere göre ortaya  çıkan  yeni  risklere    eklerindeki  detay  değişiklikleri ile ayak uydurabilen bir yapılanmaya olanak verilmelidir. Planlama ve operasyon gibi acil durum yönetiminin en temel fonksiyonlarında,   aşırı hiyerarşik yapılanmaların  bulunmasının  sorunlar  yaratabileceği yapılan incelemeler sonucunda  ortaya  çıkmıştır.    Bu  sorunların  aşılmasındaki  ortak  eğilim, yetki kullanımının  mümkün  olduğu  kadar  yerelleşmesi,  buna karşın  karşılaşılan acil durumun etkilerinin büyümesi ve yaygınlaşmasına paralel olarak yönetim yapısındaki hiyerarşinin  üst  düzeylerine  aşamalı  olarak  baş vurulması,  ortak  özellik  olarak değerlendirilebilir.    Bu  nedenle  ülkesel  düzeyde  acil  durum  planlamasında,  genel çerçeveleri çizen, yetki, rol ve ana fonksiyonları tanımlayan genel nitelikli bir planlama anlayışı  uygun  bulunmaktadır.    Bu  detaylandırılmamış,  basit,  kolay  anlaşılabilir ve kolaylıkla uygulanabilir  ana  plan  ilkelerine  bağlı  kalınarak,  mülki  idare  ve  yerel yönetimin  tüm  birimleri  ile  birlikte  bölgesel,  özgün,  yerel  planların yapılmasının sağlanması verimliliği arttıracak önemli bir unsur olarak görülmektedir.

Acil Durumlara Müdahale;

Acil Durumlara müdahale konusunda kaynakların verimli kullanılması açısından üçlü bir işbirliği ve planlama Türkiye açısından faydalı olacaktır.

Uzman Ekipler

Hükümete bağlı  her  kuruluş  afet  anında  hizmet - destek  fonksiyonları ile katkıda bulunmalı, ancak uzmanlık gerektiren müdahaleler için ayrı özel eğitimli ekipler de oluşturulmalıdır.  Bu  ekipler  olay  yerine  hızla ulaşabilecek ve mevcut ekiplerle koordineli bir şekilde çalışabilecek şekilde donatılmalı ve eğitilmelidirler.

Silahlı Kuvvetler

Organize yapısı, gelişmiş  ekipman  ve  insan  gücüne  sahip  olması nedeniyle Silahlı Kuvvetler, afetlerle mücadele konusunda mutlaka etkin olarak yer almalıdır.  Silahlı  kuvvetler  genelde  reserve  birlik  olarak düşünülmeli, ancak sivillerin müdahalede yetersiz kaldığı büyük ölçekli afetlerde, uzmanlık gerektiren  afetlerde  ve  ulusal  güvenliği  tehdit  eden  olaylarda devreye girmek üzere ulusal afet planlarında yer almalıdır.

Gönüllüler

Türkiye’de özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında büyük gelişme gösteren gönüllülere  acil  durum yönetiminin  tüm evrelerinde yer verilmeli ve  AB ülkelerinde  olduğu gibi sivil  savunmanın  ayrılmaz  bir  parçası  olarak   değerlendirilmelidir. Gönüllülerin eğitimi, tam zamanlı  acil  durum yönetimi personelinden  ayrı tutulmamalı,  böylece  aynı  eğitimi almış,  aynı  terminolojiyi  kullanan,  gönüllü  ve profesyonel ekipler daha etkin bir müdahale yapılması kolaylaştırıldır. Ülkemizdeki askerlik hizmeti uygulamasına kolay uyum sağlayabilecek bir model olarak acil  durum  yönetimi  ve  sivil  savunma eğitimi, askerlik görevinin bir parçası olarak sayılmalıdır.

Acil Durum Yönetimi Eğitimi;

Çağdaş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de  acil  durum yönetimi  eğitiminin özel enstitü, akademi  ve okullar tarafından  yürütülmelidir. Eğitimler  bir defaya  mahsus  olarak görülmemeli  ve  belli  süreler  içinde  tekrarlanarak,  katılımcıların  yeni  teknolojik gelişmelerden  haberdar  olmaları sağlanmalıdır. Gönüllü  ve profesyonel  gruplar  aynı  kuruluş  tarafından  eğitilmeli, eğitimi üstlenen kuruluş ayrıca  halkı  bilinçlendirme  eğitimleri  de  düzenlemeli,  bu amaçla  tüm  yaygın iletişim araçlarının kullanmalıdır.  Özel  uzmanlık  gerektiren  konularda  (nükleer sızıntı, kimyasal maddeler vb.) ilgili enstitü ve kuruluşlar kendi elemanlarıyla birlikte acil durum müdahale ekiplerinde yer alacak kişileri de eğitmelidirler.

Genel Değerlendirme;

Her ülke kendi özgün risk yapısı ve bu risklere bağlı olarak kendi ulusal ya da federal devlet yapısına göre acil durum yapılanmasını oluşturmuş ve/veya oluşturma sürecini yaşamaktadır.    Olgunlaşmış yapılarda  da,  geliştirilme aşamasındaki  yapılarda da ortak özellikler arasında en belirgin nitelik, acil durum yönetimi modellerinin "dinamik" yapısal özelliği olarak özetlenebilir.

Etkin  bir  acil  durum  yönetimi,  ancak  basit  bir  organizasyon  yapısı ile gerçekleştirilebilir. Bu yapı  normal  hallerdeki  yapı  ile uyumlu olmalı,  organizasyon yapısı, kullanılacak kaynaklar, katılımcı kuruluşlar, acil durum türüne göre müdahale şekli  önceden  hazırlanacak  acil  durum  yönetim  planlarında  yer  almalıdır. Normal hallerde toplum güvenliğini sağlayan kurumlar, acil durum yönetiminde mutlaka aktif rol  üstlenmelidirler.  Bu  kapsamda  yerel  yönetimlere  daha  fazla  yetki  verilmeli  fakat yapı,  afet  genişledikçe  merkezi  yönetimin  katılımını  da  kolaylaştırıcı  bir  şekilde tasarlanmalıdır.  Acil  durum  yönetimi  ve  afete  müdahale  ile  ilgili  uzman  enstitüler kurulmalı  ve  buralarda  hem  profesyonel  hem  de  gönüllü  kişiler eğitilmelidir. Toplumun  afete  karşı  dirençli  hale  getirilmesi  de  bu  uzman  enstitülerin  görevi olmalıdır. Hiyerarşik yapısıyla ve bilgi birikimiyle acil durum yönetiminin vazgeçilmez parçası olan silahlı kuvvetlerin kaynaklarından da mutlaka yararlanılmalıdır.

 

Sonuç;

Ortak  oluşturulmuş  hedefler  doğrultusunda  değişken  durumlara  ve  risklere  göre güncellenebilen  kolay  anlaşılabilir  ve  uygulanabilir,  kamu  kurum ve  kuruluşları ile halkın tüm kesimleri tarafından  büyük ölçüde benimsenmiş, yöresel detay planların genel  planlarla  entegre  olarak  yapılması ile gerçekleştirilmiş  planları  sahiplenen, mülki  otorite  ile  tam  olarak  entegre  olmuş,  bağımsız  olan  mali  olanaklara  sahip  bir acil  durum  yönetimi kurumu  ile  denetlenen  bir  "model"in  çağdaş bir Acil Durum Yönetiminin gereği olduğu ortaya çıkmıştır.

Kuşkusuz  ülkemizde  de  acil  durum  yönetimi  modeli  ve  planları vardır.  Ancak  bu planlarda  yer  alan  kurum  ve  kuruluşların, görev, yetki ve sorumluluk alanlarında çakışmalar,  tekrarlar,  koordinasyon  eksikliği ya da birbirlerinin işlevlerini desteklemede  aksamaların  bulunması,  sistemin  genel işleyişinde  eleştirilere  neden olmaktadır.  Gerek  yerel  yönetimlerin  çeşitli kademelerindeki yöneticilerle yapılan görüşmelerde,  gerekse  mülki  idare amirlerinin  ulusal  acil  durum  yönetimi  modeline ilişkin  eleştirilerinde,  bu  durum  sıkça  rastlanan  bir  şikayet  olarak  saptanmıştır.  Kurumların  büyük bir  bölümünün  farklı  birkaç  bakanlık  çatısı  altında afetle ilgili faaliyetlerini  yaptıkları,  afet  dışı  durumlarda  kendi  iç  işleyişleri ve hiyerarşileri kapsamında  bu  işlemleri  yürüttükleri,  ancak  afet  ile  karşılaşıldığında  birlikte davranmak zorunda kaldıkları durumlarda, bağımsız yürütülmüş çalışmalar nedeniyle koordinasyon eksiklikleri ile karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir.  Bu  kurumların  genellikle  yetki, ilgi, sorumluluk, alanları ve bölgelerine ilişkin belirsizlikler olduğu  anlaşılmış,  sadece  afet  anını  ve  takip  eden  kısa  süreci hedefleyen ortak eylem birlikteliklerinde bile pekçok aksaklıklar olduğu görülmüştür.

Bu  nedenle,  afetlere  hazırlık  ve  afet  sonrasındaki  etkileri  hafifletmeye  yönelik,  her türlü  çabayı  denetleyen,  bunların  koordinasyonunu sağlayan, farklı  bakanlıklar arasında  ilişki  kuran,  farklı  kurumlar  altındaki  bölümleri  de  ortak  bir  kurumsal  çatı altında  toplayabilen,  mülki  idare  ile  entegre olmuş,  mali - idari yetki ve kaynak kullanım insiyatifine sahip olan bir kuruma ihtiyaç olduğu görülmektedir.  Afetlerle  mücadelede  evrensel  kabul  gören dört  evreli  acil  durum  yönetiminin, ülkemizde  farklı  bakanlıklar  altında  örgütlenmiş    farklı  teşkilat ve kurum ile kuruluşların envanterinin çıkarılmasının ve ardından herbiri için birbirleriyle olan ilişki matrislerinin oluşturulmasının,  analiz  safhasında  ve  sistemin  genel değerlendirmesinin  yapılmasında  faydalı olacağı  saptanmıştır.

Bu çalışma temel olarak İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Afet Yönetim Merkezi tarafından Temmuz 2002’de yayınlanan ULUSAL ACİL DURUM YÖNETİMİ MODELİ  GELİŞTİRİLMESİ PROJESİ nihai raporundan hazırlanmıştır. Daha detaylı bilgi için bu kaynağa başvurulabilir.