Wed08162017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Home

Yedi Zirveler-1996

YEDİ ZİRVELER NEDİR?

Yedi Zirveler, ilk kez 1981 yılında iki Amerikalı iş adamının aklında şekillenen ve dünyanın 7 kıtasının herbirinin en yüksek dağına tırmanmayı içeren bir proje. Bu dağları tek tek ele aldığımızda, bu projenin dağcılığın günümüzde ulaştığı seviyenin yanında, teknik beceri anlamında çok zorlu ve riskli bir proje olduğunu iddia etmek samimiyetsizlik olur ancak yine de dünyanın uzak köşelerine dağılmış bu dağların herbirine ayrı bir organizasyon düzenlemek, herbirinin uygun sezonlarını ve tırmanış için uygun koşulları tek tek ayarlamak, herbiri için gerekli malzemeyi, zamanı, eğitimi, antrenmanı biraraya getirmek ve sonuçta bu dağlara tırmanmak küçümsenecek bir başarı değil.

Listeye baktığımızda gerçekten de etkileyici bir tablo görüyoruz; 8848m.lik müthiş yüksekliği ile dünyanın ve Asya kıtasının en yüksek dağı Everest dağı, bu projenin tartışmasız en zorlu tırmanışını oluşturuyor. Antarktika kıtasının ortasında, güney kutbuna yaklaşık 1000km. mesafede yer alan 4897m.lik Vinson dağı ise lojistik açıdan projenin en zahmetli dağı. Zaman zaman çok sert olabilen hava koşulları ile Kuzey Amerika kıtasındaki, arktik kuşağın içinde kalan, 6194m.lik

Mc. Kinley dağı. Rotası zor olmamakla birlikte yüksekliği ile zorlu olan, Güney Amerika kıtasının 6959m.lik Aconcagua`sı. Afrikanın 5895m.lik Kilimanjaro`su ve Avrupanın 5642m.lik Elbruz`u bir de Avustralyanın en yüksek dağı 2320m.lik Kosciusko yada bazılarının kabul ettiği gibi bazı diğer pasifik adalarını da içeren Avustralasia (okyanusya) kıtasının en yüksek dağı Papua Yeni Gine`deki 4884m.lik Carstensz piramidi göz önüne alındığında işin ciddiyeti anlaşılıyor.

Yedi Zirvelere ilk kez gözlerini dikenler Amerikalı iki zengin Frank Wells ve Dick Bass oluyor, Frank Wells 49 yaşında ve Warner Brothers stüdyolarının başkanı, Dick Bass ise 51 yaşında ve Teksas`ta petrol kuyuları, Utah`ta kayak merkezi ve Alaska`da kömür madenleri olan bir işadamı. İkiside biribirinden habersiz Yedi Zirveleri akıllarından geçirip düşünü kuruyorlar ama bir gün tanışınca bu projeyi gerçekleştirmek için güçlerini birleştirip çalışmaya başlıyorlar.

Sonrasında ise, iş hayatında gerçekten de çok başarılı olmuş iki orta yaşlı adamın dağcılıkta gösterdikleri kararlılığın ve azimin sonucunda elde edilen başarının hikayesini görüyoruz.  30 Nisan 1985`te Dick Bass, Everest dağının zirvesine ulaşarak Yedi Zirveler`i tamamlayan ilk dağcı oluyor. Böylesi bir projenin dağcılıkta adı sanı duyulmamış birisi tarafından ilk kez gerçekleştirilmiş olması o dönemlerde elbetteki herkesten değişik tepkiler alıyor.

Aynı dönemlerde Pat Morrow adlı Kanadalı bir dağcı da Yedi Zirveler`i deniyor, bir farkla ki, Pat Morrow Avustralya kıtasının aslında Avustralasia (Okyanusya) kıtasının bir parçası olduğunu bir takım bilimsel teorilerle iddia ediyor ve bu kıtanın en yüksek dağının Avustralya`daki Kosciusko değil de Papua Yeni Gine`deki Carstensz Piramidi olduğunu savunuyor. Nitekim kendisi de aynı projeyi bu dağla bitirip 5 Ağustos 1986`da gerçek Yedi Zirveler`i ilk tamamlayan dağcı olarak ortaya çıkıyor.

Tartışmalar Reinhold Messner`in Carstensz`e tırmanarak, Pat Morrow`un tanımladığı Yedi Zirveler`i tamamlamasıyla ve bu seriyi tamamlayan ikinci dağcı olmasıyla hızlanıyor. Bunun üstüne, bir de olaya ticari bakan ve Carstensz`e rehberli tırmanışlar düzenleme potansiyelini farkeden dağ rehberleri de bu dağı benimseyince tartışma daha da ateşleniyor.

Bugün elimizde Yedi Zirveler`i tamamlayan dağcılar için iki liste var; biri, Carstensz ile diğeri de Kosciusko ile projeyi tamamlayan dağcıları içeriyor. 1996 Mayıs`ına dek birincisiyle Yedi Zirveleri tamamlayan toplam 38, ikincisiyle ise toplam 26 dağcı görüyoruz. Bunlardan 20 tanesi tartışmalı olan her iki dağa da çıkarak projeyi tamamlamışlar.

Bu listeye ilave olmak için sırada bekleyen, benim gibi halihazırda 6 zirveyi tamamlamış (Ağustos 1996) bir kaç dağcı daha var, ben de bu dağların bir kısmını onlardan bazılarıyla birlikte tırmanmıştım. Eğer bir aksilik olmazsa bu kitap elinize ulaştığında bu listelere ilave olmuş ilk dağcı ben olacağım, İnşallah!

Yedi Zirveler

NEDEN 7 ZİRVELER?

Yıllar süren fiziksel ve psikolojik hazırlıktan sonra, haftalar boyunca canımı dişime takıp yalnızca 20 dakika durabileceğim, dünyanın en yüksek noktasına ulaşmak için verdiğim mücadeleyi, dağcılıkta kendimi yetiştirdiğim dönemlerde girdiğim riskleri, atlattığım tehlikeleri, dağlarda kaybettiğim dostlarımı, yaşamdaki korkularımı, beklentilerimi, ulaşmak istediğim hedeflerimi, gündelik yaşamımdaki sorunları düşündüğüm, aşırı yorgun ama mutlu bir halde Everest dağından indiğim hiç bitmeyecekmiş gibi gelen günler boyunca, bir şeylerin farkına vardığımı hissettim.

Dağlarda hep yaptığım gibi, zirvedeki o 20 dakika boyunca kendimi dışarıdan izledim ve 27 yaşındaki bu yalnız genç adamın o anki duygularını bir başkasının gözleriyle görmeye çalıştım. Dünyadaki herşeyden büyük bu kütlenin zirvesinde, kumsalda bir kum tanesi kadar küçük bu bedenin ne kadar değersiz ve  önemsiz olduğunu ve iç disipliniyle, kararlılığıyla, tutkusuyla, kendisini sınırlarına kadar zorlayan ve hayallerinin ötesine geçen bu insancığın ne kadar değerli olduğunu gördüm. Yaşamımda sorun ettiğim pek çok şeyin ne kadar anlamsız ve boş olduğunu, herşeyin ben olduğumu ve benim hiçbir şey olmadığımı, burasının son değil daha başlangıç olduğunu, yaşamanın çok ama çok güzel olduğunu ve dünyanın güzelliklerle dolu olduğunu öğrendim. Ve bu genç adamın, Dünyanın Ana Tanrıçasının zirvesinde, tüm yalınlığı, çıplaklığı ve kırılganlığıyla, gözyaşlarını gizleme ihtiyacı duymadan kendini bıraktığını gördüm ve öğrendim ki insan bir Tanrıça`nın önünde yalnızca ağlayabilirmiş.

Yalnızca 20 dakika için bile olsa bu beden bu süre içinde dünyadaki herkesten ve herşeyden daha yüksekteydi, bu çok güzel bir duygu, bunu kıyaslayabileceğim başka bir tecrübe hiç yaşamadım. İfade edemiyor, yalnızca tadını çıkartabiliyorum.

İniş boyunca tek korkum, bir son dakika kazası geçirmekti, hele buradan sonra. İki kat daha fazla dikkat ettim herşeye, çünkü artık bu yaşamda yapmayı istediğim çok daha fazla şey var, buna karşı zaman son derece kısıtlı. İşte bu yüzden yaşamımda hiç bir şeyi ertelememeye ve hiç bir şey için pişmanlık duymamaya karar vermiştim. Doğum günümde, henüz dinlenememiş bedenime ağır gelen bir yürüyüşle Ana Kampa indiğim gün, bir şey daha farkettim ki, beni gerçekten sarstı, ben, bir daha asla 27 yaşında olmayacaktım, Herakleitos`un "Phanta rhei"`si, (herşey akar) zihnimde zonkladıkça, bu yaşamda daha da acele etmem gerektiğini düşünüp durdum. Nedense bu sefer çok uzun zamanım olmayacakmış gibi bir duyguya kapılıyorum zaman zaman, ama bu beni korkutmuyor, yalnızca arkamda yarım kalan bir şey bırakmak istemiyorum ve Japonların "kayzen" sözüyle ifade ettikleri, iki günü biribirine benzeyen ziyandadır, düşüncesiyle, Erasmus`un "Festina lente" öğüdünü tutup, ağır ağır acele ediyorum.

Farkettiğim bir başka şey de, her şeyin şu anda tam burada olduğu ve Tanrısallığı, günlük yaşamın mucizelerinin üzerinde aramamak gerektiği. Doğunun büyük dinlerinde ve  kızılderililerde, günlük yaşam ve dinsel aktiviteler arasında çok az farklılık vardır, onlara göre, dinin gerektirdikleri, seremoniler, ibadet, yaşamın ta kendisidir. Günlük av sırasında bir Kızılderili avcı, ne zaman dikkat çekecek kadar güzel bir manzarayla karşılaşsa, etkileyici bir dağ, şelale, ırmak, gökkuşağı görse, ibadet etmek üzere bir an durur ve Yüce Ruh’a - Wakan tanka’ya teşekkür eder, dualarını yollar. Kızılderililer, yedi günün bir tanesini ibadet için ayırmaya gerek duymamışlar, çünkü onlara göre bütün günler Tanrının günleriydi.  Bunu, üç yılını sessiz meditasyonla geçiren Siena`lı Saint Catherine`in dediği gibi, "Cennete giden yolun kendisi cennettir" sözüyle yada Montesquieu`nun, varılacak bir istasyon değil de bir yolculuk biçimi olan mutluluk tanımı ile de ifade edebiliriz.

Kendimi izlemeye ve didiklemeye devam ettiğim bu dönem boyunca, bundan sonra neyin peşine düşersem ve yaşamımı ne şekilde kurarsam, daha mutlu olacağımı ve kendimi daha fazla tamamlanmış hissedeceğimi sorgulayıp durdum. Sonunda kısa dönemde ne yapmak istediğimi buldum; dünyayı ve yaşamı daha yakından tanımak istiyorum. Değişik ülkeler, değişik kültürler ve insanlar tanımak, nasıl yaşadıklarını, dünyaya nasıl baktıklarını öğrenmek, biraz olsun içlerine girmek ve onlarla, ama az ama çok birşeyler paylaşmak istiyorum.

Buddha`nın öğretisini tanımlamak için eski yazılarda sık geçen bir kelime vardır; "ehi passika" anlamı, -gel ve kendi gözlerinle gör-, işte benim bütün yapmak istediğim de bu...

Bir de insanlara, dağcılığın yalnızca fiziksel bir tırmanma eylemi olmayıp aynı zamanda sosyal, kültürel, felsefi bir yolculuk olduğunu göstermek istediğimi farkettim. Beni bu kadar mutlu eden doğayı ve dağları başkalarıyla paylaşmak istiyorum.

Dünyayı gezmenin, içinde bulunduğum duruma en uygun yolunun, Yedi Zirveler gibi, hem bana gezme imkanı verecek, hem de çok sevdiğim dağlara tırmanmamı sağlayacak bir proje olduğunu düşündüm. Gerçekten de bu proje sayesinde, belki de başka türlü hiç bir zaman göremeyeceğim yerleri görme şansına sahip oldum. Biribirinden güzel coğrafyalar, biribirinden güzel dağlar, insanlar ve ilginç kültürler tanıdım. Artık, yaşama çok daha geniş bir perspektifle bakabiliyorum ve ne istediğimi, ne istemediğimi çok daha iyi biliyorum.

Yedi Zirveler, fiziksel ve psikolojik anlamda, Everest haricinde beni çok fazla zorlamadı, hatta 1996 yılını dağcılık anlamında dinlenerek bile geçirdiğimi söyleyebilirim. Nitekim, bu yıl için amacım da gezerek ve öğrenerek dünyayı tanımak ve bunu dağcılıkla birleştirebilmekti. Bu yıl tam istediğim gibi geçti ancak artık Rusya`daki, güçlü dağcılarla paylaştığım sert ve zorlu dağcılık günlerimi özlemeye başladım, bedenim de, ruhum da yine yüksek, tehlikeli, zorlu dağlara tırmanmak istiyor. Daha bu projeyi bitirmeden, yeni tırmanışları ayarlama işine giriştim, umarım bu hayallerimi de bir gün gerçekleştirebilirim.

(YEDİ ZİRVELER PROJESİNİ KASIM 1996 TARİHİNDE, 28 YAŞINDA,  DÜNYANIN EN GENÇ DAĞCISI OLARAK TAMAMLADIM. ANCAK ŞU ANDA BENDEN DAHA GENÇ YAŞTA BU PROJEYİ TAMAMLAMIŞ DURUMDA DAĞCILAR VAR.)

BİR - İKİ

Çok iyi bir denizci de olan Pierre Loti, “İzlanda balıkçısı”nda, Sylvestre, Yann`ı Gaud ile evlenmeye ikna etmeye çalıştığında Yann`a şu sözleri söyletir; “Ben denizle nişanlıyım ve gün gelecek onunla düğünüm de olacak.” Nitekim kitabın sonunda öyle de olur.

Hermann Hesse, “Bozkırkurdu” nda iki farklı kişiliğin çatışmasıyla kıvranan Harry Haller`ı anlatır. Yalnız, yabani bozkırkurduyla, duyarlı, zeki, insan Harry Haller.

Şehirde ve doğada her zaman iki farklı kişi olduğumu hissederim. Biri dağlarda, doğada ortaya çıkan korkusuz, coşkulu, inatçı ve özgür Nasuh, doğadayken Tanrı`ya yaklaşan biraz vahşi çırılçıplak yalnız bir ruh. Diğeri, herkes gibi şehirdeki gündelik hayatın gereklerine uymak durumunda kalan, entelektüel kaygıları için öğrenmeye çalışan, ekonomik kaygıları için para kazanmak zorunda olan, sosyal kaygıları için insanlarla iletişim kuran, okuyan, askere giden, sevgilileri, dostları olan, ender de olsa kaçamadığı hoşlanmadığı durumlarda değişik maskeler`le durumu idare eden, ölçülü, mesafeli, medeni Nasuh. İkisinin de çok sevdiğim ve çok sevmediğim özellikleri var.

Hesse, insan Harry Haller`ın Bozkırkurdu ile uyumlu bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi ve dünyayla uzlaşabilmesi için yıllar sonra “mizah”ı bulmuş. Ben mizah`la birlikte felsefe`yi de kullanıyorum.

Bölünmüşlük duygusundan kurtulabilmem ve uyum içinde yaşayabilmem için iki Nasuh`un da yaşamında ortak olan ve paylaşmaktan en çok zevk aldıkları şeyi, felsefeyi, yaşamımda hep ön planda tutuyorum. Dağlarda, doğada Tanrıyı arayan Nasuh`la, şehir hayatında erdem`i, en üstün iyi`yi arayan Nasuh, ancak birlikte ilerlerse mutluluğu yakalayabiliyorum. Yalnızca birinin başarısı beni asla tatmin etmeyecek, hiçbir zaman birinden kurtulup, yaşamımı öteki ile sürdürmeyi istemedim. Yalnızca çok iyi bir dağcı olmak bana yetmeyeceği gibi, yalnızca ekonomik ve sosyal hayatta başarılı bir insan olmak ta yetmeyecek. Her zaman yaşamımın çok boyutlu, üretkenliğimin çok çeşitli olmasını istedim.

Yaşamımın iki alanına da çok güçlü köprüler ve iplerle bağlandığım için, Yann`ın düştüğü hataya hiçbir zaman düşmeyeceğim. Dağlarda gerçek bir profesyonel gibi en sert, en acımasız koşullara bile sabırla dayanırım ancak şehirde de medeniyetin, refahın ve teknolojinin getirdiği lüksün tadını çıkarmasını bilirim. Dağda gerçek bir dağcı, şehirde de tam bir şehirli olurum.

Enis Batur, “Kişilik bölünmesinden gelecek olan bu şizofreniyi yaşayacaksın, buna hazırlıklı ol” demişti. Bu güne dek böyle bir şeyi kendimden uzak tutmayı becerebildim, bundan kurtulmanın en iyi yolunun iki yaşam (ya da daha fazla) arasında güçlü bir köprü oluşturmak olduğunu düşünüyorum; çoğu zaman bir kadınla. Öyle bir kadın olmalı ki , güçlü-becerikli kişiliğinin farklı alanlardaki üretkenliğiyle, benzer sorunlar yaşamalı, kaygılar duymalı,bir şeylerin eksik

olduğunun farkında olmalı,  ve bunun çözümünün kendi içinde bir başkasıyla kuracağı bir köprü olduğunu belli belirsiz hissetmeli, asla ait olmadığını bildiği sisteme, benim gibi, hasbelkader bir şekilde  uyum sağlamaya çalışan bir “Boyalı Kuş” olmalı.

Bazen de köprümü hedeflerimle, tutkularımla kurarım, hepsini birleştirebilirsem eğer, o an mutluluk olur.  Pythagoras; bilgeliği, eksiksiz hakikatı ancak Tanrılara yaraşır bulmuş, insanlara ise bilgeliği sevmek yaraşır demiş. Eski Yunan felsefesinin temelinde bilgiye, bilginin kendisi için ulaşmayı istemek bulunur, nitekim "Philosophia"`nın kelime anlamı da  bilgiyi, bilgeliği sevmektir. İşte, yaşamımda ne olursa olsun hiç değişmeyecek olan şey; sonsuz bir öğrenme arzusu, varlığımın her zerresi yakıcı bir öğrenme tutkusu ile yanıp tutuşuyor. İşin garip tarafı öğrendiğim şeyin ne olduğu  çok da önemli değil, yeter ki yeni bir şey olsun, öyle ki bir günüm bile yeni bir şeyle tanışmadan geçerse kendimi kötü, ve o günü harcanmış hissediyorum.

Ortaya çıkıp, bütün dengemi altüst etmek için kapıda bekleyen potansiyel şizofreniden beni koruyan şey, bazen de Everest`e tırmanmak gibi, birbirinden bağımsız yaşamlarımın, birinde somut bir hedef, diğerinde ise bir metafor olabilen aynı hedefe ulaşmak için, farklı amaçlarla verdiği ruhsal ve bedensel ortak mücadele oluyor.

Bu yıl köprüm Yedi Zirveler’di...

BİR HAYALİN PEŞİNDE kitabından alınmıştır

Asya - Everest Dağı
Tarih : Mayıs 1995
Yükseklik : 8850 m.

 

Güney Amerika - ACONCAGUA
Tarih : Kasım 1995
Yükseklik : 6959 m.

 

 

Antartika - VINSON MASİFİ
Tarih : Aralık 1995
Yükseklik : 4897 m.

 

Kuzey Amerika -
Mc. KINLEY / (DENALI)
Tarih : Ocak 1996
Yükseklik : 6194 m.

 

Afrika - KILIMANJARO
Tarih : Ağustos 1996
Yükseklik : 5895 m.

 

Avrupa - ELBRUZ
Tarih : Ağustos 1996
Yükseklik : 5642 m.

 

Avustralya - KOSCIUSKO
Tarih : Kasım 1996
Yükseklik : 2228 m.

www.everestnews.com/seven.htm

Everest Climber Vies For Record (İngiltere)

7summits.com 1

7summits.com 2