Sat09232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Makaleler Makaleler Cumhuriyet Gazetesi Spor Eki Yazıları Televole Kültürsüzlüğüne Neden Dur Demek Zorundayız?

Televole Kültürsüzlüğüne Neden Dur Demek Zorundayız?

Her demokratik devlet düzeninde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de ulusal menfaatlerine ulaşabilmesi için, üzerinde kurulduğu ilkeler temel alınmak koşuluyla öncelikle devletin bekası ve güvenliği ve milletin refahı tesis edilmelidir. Devletin bekası ve güvenliği ve milletin refahı her durumda birinci önceliklidir ve devlet organizmasının varlık sebebidir.

 

Yaşayan organizmalarda uzuvların, organların ve hücrelerin yerini, devletlerde kurumlar, sivil ve asker bürokrasi, medya, özel sektör ve sivil toplum gibi örgütlü yapılar üstlenir. Her organizma varlığını sürdürmek amacıyla doğası gereği, çeşitli sebeplerle uzuvlarında başlayan hastalıklarla, yaralanmalarla ve rahatsızlıklarla mücadele eder. Bu mücadele doğal olarak ana organizmayı korumaya programlı bütün hücreler ve yapılar tarafından gerçekleştirilir. Devletlerde de aynı şekilde oluşturulmuş savunma mekanizmaları vardır ve gerektiği yerde devreye girerek, birinci öncelik olan devletin bekası ve güvenliği ve milletin refahının tesis edilmesi amacıyla, kanunlarla kendilerine verilen yetki ve sorumluluklar çerçevesinde, devletin bekası ve güvenliğini ve milletin refahını tehdit eden unsurlarla mücadele eder. Demokratik devlet düzenlerinde yasama, yürütme ve yargı erklerine ilave olarak, 4. güç olarak anılan medya ve 5. güç diyebileceğimiz sivil toplum örgütleri de pozisyonları ve demokrasi ortamında kendilerine tanınan yaşam alanlarında, varoldukları devlet düzeninin bekasına ve güvenliğine ve milletin refahına hizmet etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük Anayasa’mızda ve kanunlarımızda da açıkça belirtilmiştir.

Bu girişten sonra, Türkiye Cumhuriyeti devletini de yaşayan bir organizma olarak değerlendirirsek, kurucu irade olan Atatürk’ün bugünkü varoluşumuzun sebebi olan misyonunu tamamlayarak aramızdan ayrılmasından sonraki süreçte, devletimiz uzunca bir süredir, yine Atatürk’ün bizlere armağan ettiği demokrasi ortamında varolma imkanı bulan kendi organları tarafından, büyük bir aymazlık hatta ihanet süreci içerisinde yavaş yavaş kemirilmiş ve giderek iyileştirmesi daha zor bir hastalık sürecine sokulmuştur. Aymazlıktır, çünkü bu süreç en hafif ifade ile kendi bindiği dalı kesmektir, ihanettir çünkü kendi varlığını armağan eden kurucu iradeye karşı hareket etmektir, ve yine her ikisi de kanunlarla yasaklanmıştır.

Bugün içinde bulunduğumuz sürecin nasıl bu noktaya kadar geldiğini anlayabilmemiz için, öncelikle baktığımız yeri ve ölçeği değiştirmemiz gerekmektedir. Devletlerin hayatı, insan ömrüne kıyasla çok daha uzundur, dolayısıyla etki – tepki süreçleri de bu oranda farklıdır. Bazen 10 yıl, 50 yıl hatta yüzlerce yılda yaşanan olaylar, tarih kitaplarında sadece bir kaç satır içinde ifade edilerek geçilir. Bugün için, geleceği öngöremeden kendi insansal ölçeğimiz ve vizyonumuzla bakarak, son derece masumane olarak algılama ve değerlendirme yanılsamasına düşebileceğimiz, magazin ve televole kültürü – kültürsüzlüğü bu söylediğim açılım içinde değerlendirirsek, ne yazık ki bizim düşündüğümüzden çok daha büyük bir tehdittir.

Türkiye’de son 10 yılda yazılı, görsel ve işitsel medyanın uygulama konusunda geldiği nokta ve kaçınılmaz olarak birinci derecede etkileme gücüne sahip olduğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında yavaş yavaş ama planlı ve kısa dönemde bilinçli, ancak yukarıda değindiğim gibi uzun dönem için aymazlık içerisinde yarattığı değişim, kurucu iradenin kimliğine, ahlakına ve vizyonuna aykırı bir toplumun şekillendirildiği bir tezgah haline dönüşmüştür. Kişisel kanaatim olarak, uygulayıcılarına çok hızlı bir sosyo-kültürel ve ekonomik gelişim fırsatı veren bu tezgahta, kısa dönem menfaatleri uğruna buna içeriden alet olanların ihanet değil ama aymazlık içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bütün bu gelişmelerin, kendi kafamda yapmaya çalıştığım uzun döneme dönük projeksiyonlarda, büyük bedeller ödenerek ve yokolmanın eşiğindeyken belki de son bir şans olarak, Mustafa Kemal gibi tarihte eşi görülmemiş bir liderin bize nasip edilmesi sayesinde kazandığımız Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekasına, güvenliğine ve milletimizin refahına çok önemli bir tehdit olduğunu düşünüyorum.

Devletleri var eden unsur, onun kucağında birlikte yaşama isteğinde bulunan ve bunu koruma azmi ve kararlılığında olan milletidir. Devletin görevlerinden biri de, kendi bekasını ve güvenliğini sağlayan milletini oluşturan her bir yurttaşı doğduğu günden itibaren, en iyi şekilde yetiştirilmesi, eğitilmesi, yetenekleri ve seçimleri doğrultusunda en uygun fırsatların yaratılması ve elbette yaşamı boyunca daha pek çok sosyal imkanın sunulmasıdır. Sözün özü, herşeyin başı insandır. Devlet, insanına yatırım yaptığı ölçüde güçlenir ve yeni kuşaklara o oranda daha büyük hizmet eder. Bu hizmet anlayışı karşılıklıdır ve birlikte ilerlemeyi ve büyümeyi getirir. Karşılıklı güven ilişkisinin sağlandığı ortamlarda devlet kazanır, vatandaş kazanır, herkes kazanır.

Bu sinerjiyi yaratabilmek için devletin resmi güçlerinin yanısıra, en az onlar kadar etkin olabilecek 4. ve 5. güçlere de büyük görev ve sorumluluk düşer. Bu açıdan bakıldığında, medyanın, geleceğin beyinlerine, üretken akıl ve ellerine, yani bugünün tertemiz ve saf çocuklarının zihin haritalarına televole ve magazin kültürsüzlüğünü ekmesi, uzun dönemde bizim için büyük bir tehdittir. Çünkü bugünün çocukları geleceğin üreticileri, işadamları, sanayicileri, sanatçıları, edebiyatçıları, sporcuları ve askerleri olacaktır. Gelecekteki insan kaynağımızın bu tezgahın elinden geçmesi, geleceğimiz için büyük bir tehdittir. Bu konuda; “beğenmeyen seyretmesin”, “bilmem kaç tane televizyon kanalı var, isteyen istediğini seyreder”, veya “en çok ‘rating’i alan programlar bunlar, dolayısıyla insanlar bunu istiyor, biz de onlara istediklerini veriyoruz”, “bütün dünyada benzeri programlar var” gibi bir savunma yapmak ve bu savunma karşısında eli kolu bağlı durmak, en azından aymazlıktır. Bugün en çok sunulan ve dolayısıyla takip edilen haberler, cinayet, şantaj, kavga, seks, magazin, özel hayat, futbol konularındadır. Bugün cinayet haberleri ve özel hayata ait konular bile insanlara ucuz bir fotoroman şeklinde canlandırmalarla veya gerçek karakterlerin katılımıyla sunulmaktadır, bir satırla ifade edilecek haber dakikalarca sanki ödüllük bir film prodüksiyonu yapılıyormuş edasıyla hazırlanmakta ve bu hazırlığın bedeli de bu ülkenin özkaynaklarından ödenmektedir.

Büyük Atatürk’ün dediği gibi; “Yalnızca ufku görmek yetmez, ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir” sözünden, bu topraklarda yaşayan her kişi ve kurum vazife çıkarmalıdır. Bu konuda elbette ki birinci sorumlu devletin ta kendisidir. Bu devlet, medya ile ilgili gerekli düzenlemeleri sağlayacak ve uygulayacak her türlü kuruma sahiptir. Eksik olan, belki de son elli yılda her alanda bize büyük bedel ödeten zihniyet sorunudur. Ancak ufkun ötesini göremeyen ve kısa dönem menfaatleri uğruna, güzelim ülkemizin geleceğine dinamit yerleştiren, medya ile kirli bir işbirliğine girerek yapılan siyaset etme anlayışı devam ettiği sürece gelecekte deTürkiye kaybetmeye devam edecektir.

Yapılması gereken biran önce bu anlamsız haber üretme zihniyetine kanun gücüyle son vermek, en azından tertemiz ve her uyarana açık beyinleriyle çocukların ulaşamayacakları saatlere ve koşullara taşımak olmalıdır. Bir diğer önemli konu da, ulusal birliğimizi arttırmaya dönük bütünleştirici ve birleştirici programların yapılması gerekliliğidir. Batının kendine özgü sosyo-kültürel yapısı içinde, zararlarını kontrol edebilme mekanizmalarını onyılların tecrübesi ile en iyi şekilde tesis ettiği “bireyciliği”, gençlerimize rol model olarak sunarken, bireyciliğin doğurabileceği olumsuz sonuçlara karşı en önemli savunma kalkanları olan hukukun üstünlüğü, kamuya ait olanın hem birey hem devlet eliyle en üst seviyede korunması, sosyal sorumluluk, toplumsal aidiyet, eğitim sistemi, karşılıklılık ilkesi ve vergi gibi yükümlülüklerin en sıkı şekilde takip edilmesi konularını oturtamamış sosyo-kültürel yapımıza, batı ölçeğinde bireycilik bir numara büyük gelmektedir. Buna hazır olmayan toplumumuza etkisi ise, hukuki ve operasyonel hazırlıksızlıktan ve haksız rekabetten dolayı insanlar arasındaki fırsat eşitliğinin ortadan kalkması ve devlet eliyle çözülmesi gereken toplumsal sorunlara, bizim sosyo-kültürel yapımıza özgü bir duyarlılıkla yüzlerce yıldır çözümler üreten yapımızın, bu değişim sürecine ayak uyduramamasından dolayı başka komplikasyonların ortaya çıkması şeklinde kendini göstermektedir.

Bugün için kendisini ulusal medya olarak tanımlayan medya kuruluşlarının pek azı, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tamamını kapsayan ve aynı yurdun insanı olarak geleceği ve menfaatleri birbirine doğrudan bağlı olan 70 milyona yakın nüfusumuzun, birbirini fiziki olarak göremese de, birbirlerini tanımalarına ve birbirlerinin sorunlarına, yaşam koşullarına, önceliklerine, kültürlerine, ihtiyaçlarına, beklentilerine karşı duyarlılıklarını arttırma ve ulusal birliği tesis etmeye dönük programlar hazırlamaktadır. Hele bugün için medyamızda büyük bir yayın zamanına sahip olan televole ve magazin dünyası, toplasanız 1000 kişilik ayrıcalıklı bir kitleye odaklanmış ve bütün haber üretme anlayışını kendi yarattığı bu yapay kitle üzerinden sürdürmekte ve yukarıda bahsettiğim gelecekte karşılaşacağımız sorunların tohumlarını fütursuzca ekmektedir.

Çözüm, geçmişte olduğu gibi dışarıdan değil içeriden, yine milletin kendi azmi ve kararlılığı ile gerçekleşecektir.

 

www.nasuhmahruki.com

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir